<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Frpworld Blog &#187; Hikaye</title>
	<atom:link href="http://www.frpworld.com/blog/baslik/hikaye/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.frpworld.com/blog</link>
	<description>Fantezi Edebiyatı</description>
	<lastBuildDate>Sat, 31 Jul 2010 08:55:39 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>KIRILGAN &#8211; 9</title>
		<link>http://www.frpworld.com/blog/2010/07/kirilgan-9/</link>
		<comments>http://www.frpworld.com/blog/2010/07/kirilgan-9/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 07 Jul 2010 19:26:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>catboy</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[Kırılgan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.frpworld.com/blog/?p=186</guid>
		<description><![CDATA[KIRILGAN Yazar: Damla ENGİN Editör: Gürhan ÖZTÜRK 9. Bölüm Hava alanındaki yolcular, tuhaf tuhaf kenarda oturan adama bakıyordu. Baltık ülkelerinde adet olduğu üzere renkli, derin bakışlı gözleri vardı. Saçları alışılmış sarı tonları yerine simsiyahtı ve şu omuzlarının üzerinde dağılıyordu. Kendisini İstanbul’a götürecek olan mekiği beklerken başını iki elinin arasına almış sürekli oflayıp pufluyordu. En son [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KIRILGAN</strong></p>
<p><strong>Yazar: Damla ENGİN </strong></p>
<p><strong>Editör: Gürhan ÖZTÜRK</strong></p>
<p><strong>9. Bölüm</strong></p>
<p><strong>Hava alanındaki yolcular, tuhaf tuhaf kenarda oturan adama bakıyordu. Baltık ülkelerinde adet olduğu üzere renkli, derin bakışlı gözleri vardı. Saçları alışılmış sarı tonları yerine simsiyahtı ve şu omuzlarının üzerinde dağılıyordu. Kendisini İstanbul’a götürecek olan mekiği beklerken başını iki elinin arasına almış sürekli oflayıp pufluyordu. En son sinyal Türkiye civarında güçlenmişti, Damla muhtemelen oradaydı, en mantıklısı da Türkiye’nin metropolü olan İstanbul’a gitmekti…</strong></p>
<p><strong>Uçağı beklerken içini en çok saran korku Damla’yı bir daha görememekti. Aklının içinden binlerce anı uçuşuyordu. Ama en baskını ilk tanıştıkları akşamdı…</strong></p>
<p><strong>(İki sene önce)</strong></p>
<p><strong>Balo salonu kalabalıktı, büyük aynalı duvarların arasında insanlar kelebek sürüleri gibi gözüküyordu. Erkekler smokinleri içinde, tülden elbiseli peri kızlarına benzeyen bayanlara eşlik ediyorlardı. Dans edenlerin arasında kahkahalar çınlıyor, konuşma sesleri her yeri sarıyordu.</strong></p>
<p><strong>Alex’in asıl baloya geliş sebebi, üniversitenin Noel gecesini kutlamak değildi. Johanson’u yakalaması gerekiyordu ve kendisine verilen bütün ipuçları, dünyaca ünlü kalpazan adamın üniversite cemiyetine sızdığıydı.  Gözleri ne yakışıklı erkekleri ne de dünya güzeli kadınları görüyordu, sadece Johanson’u arıyordu. Tam o sırada birisi tökezleyip sırtına çarptığında öfkelenmişti, ama arkasını dönünce bir anda öfkesi de Johanson da aklından uçup gitmiş, karşısındaki kıza bakıp kalmıştı. Bir kere çok güzel bir kızdı ama balodaki diğer insanların neşesinin aksine gözleri yaşlıydı. Sessiz bir sesle kendisinden özür dileyip yüzüne bile bakmadan gitmek için arkasını dönmüştü, ama Alex hemen onu kolundan yakalamıştı.</strong></p>
<p><strong>“Neden ağlıyorsunuz?”</strong></p>
<p><strong>“Lütfen benden uzak durun.”</strong></p>
<p><strong>“Hanımefendi, sorun nedir?”</strong></p>
<p><strong>Ama tam o sırada tam da Johanson’un tarifine uyan bir adam gelip kızı öteki kolundan çekmişti.  Bunda tuhaf bir şey sezmişti, kız bir anda kendisine doğru eğilince olayı tam olarak anlamıştı. Kızı arkasına çekerek Johanson’la yüzleşti.</strong></p>
<p><strong>“Kızı rahat bırak.”</strong></p>
<p><strong>“O benim eşim!”</strong></p>
<p><strong>Johanson kendisine vurmaya kalkışınca suratına attığı bir yumrukla onu sersemletmişti, bütün çevredeki insanlar ikisine bakarken cebinden çıkarttığı kelepçeleri bileklerine takmıştı. İnsanların duyacağı yüksek bir sesle bağırmıştı.</strong></p>
<p><strong>“İnterpol tarafından tutuklandınız Bay Johanson. Sessiz kalma hakkına sahipsiniz, konuşacağınız her şey hakkınızda delil olarak kullanılacaktır.”</strong></p>
<p><strong>Bir yandan gelen Iuan, Johanson’u götürürken, kıza dönmüştü. Kısa sürede konuştuktan sonra Johanson’un onu tehdit ederek paravan olarak kullanmak istediği anlaşılmıştı. Alex, adı Damla olan bu kızla kısa süre içinde yakınlaşmıştı ve biraz daha zaman sonra ona aşık olduğunu anlamıştı…</strong></p>
<p><strong>(Şimdi)</strong></p>
<p><strong>Alex yapılan anons ile oturduğu yerden fırlarcasına kalkıp mekiğe bindi. Bu yeni sistem uçaklar sayesinde Vadso’dan İstanbul’a uçmak kırk beş dakika alıyordu. Uçağa bindiğinde koltuğuna iyice gömülerek kaldığı yerden anılarını düşünmeye devam etti. Sonra kısa süre içinde Damla ile birbirlerine âşık olduklarını anlamışlardı ve bir sene önce evlenmişlerdi. </strong></p>
<p><strong>Balayı için Fransa’daki Güller Vadisi’ne gittiklerinde bütün dünyadan uzak bir ay geçirmişlerdi. O zamanlar Damla ile dinledikleri bir şarkı aklına geliyordu sürekli. Bütün yolculuğu balayındaki güzel anılarla geçirdikten sonra Yeşilköy’deki Atatürk Hava Alanına indiğinde araştırmaya başladı.</strong></p>
<p><strong>Şanslıydı, iki saatlik araştırması sonuç vermişti. Otobüs şirketlerinden birisinden Damla Lundors, adına kesilmiş bileti ve istikameti öğrenmişti.</strong></p>
<p><strong>Kiraladığı arabaya binerek yola koyulduğunda, gökyüzünde de güneş yükselmeye devam ediyordu.</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.frpworld.com/blog/2010/07/kirilgan-9/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KIRILGAN &#8211; 8</title>
		<link>http://www.frpworld.com/blog/2010/07/kirilgan-8/</link>
		<comments>http://www.frpworld.com/blog/2010/07/kirilgan-8/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 03 Jul 2010 19:42:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>catboy</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[Kırılgan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.frpworld.com/blog/?p=175</guid>
		<description><![CDATA[KIRILGAN Yazarlar: Gürhan ÖZTÜRK &#38; Damla ENGİN 8. Bölüm (Bir saat önce) Nina beş aydır bu malikanede çalışıyordu. Koca malikanede sadece kendisinden başka bakması gereken hasta, yaşlı bir kadın vardı. Eski fotoğraflara baktıkça aslında eskiden bu malikanede bir sürü kişinin yaşadığını anlamıştı, ama şimdi bu kadar insan nereye dağılmıştı bilmiyordu. Ona tek söylenen yaşlı kadının [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong> </strong></p>
<p><strong>KIRILGAN</strong></p>
<p><strong>Yazarlar: Gürhan ÖZTÜRK &amp; Damla ENGİN</strong></p>
<p><strong>8. Bölüm<br />
</strong></p>
<p><strong>(Bir saat önce)</strong></p>
<p><strong>Nina beş aydır bu malikanede çalışıyordu. Koca malikanede sadece kendisinden başka bakması gereken hasta, yaşlı bir kadın vardı. Eski fotoğraflara baktıkça aslında eskiden bu malikanede bir sürü kişinin yaşadığını anlamıştı, ama şimdi bu kadar insan nereye dağılmıştı bilmiyordu. Ona tek söylenen yaşlı kadının her türlü sorunuyla ilgilenmesiydi ki yaşlı kadın sessiz ve sorun çıkartmayan biriydi.</strong></p>
<p><strong>İşvereninin bugün malikaneye geleceğini öğrenmişti, bu yüzden etrafı temizlemeye karar verdi. Ne de olsa yaşlı kadının odası, mutfak ve banyo dışında geri kalan elliden fazla odaya hiç ayak basmıyordu. Bu yüzden çok tozlanmıştı odalar.</strong></p>
<p><strong>Yaşlı kadının ellerini siliyordu. Güleryüzle: “Bay Tekir sizi ziyarete geliyormuş, efendim.” diye haberi verdi. Yaşlı kadın ise her zamanki gibi tepkisizdi. Tekerlekli sandalyesinde oturuyordu.</strong></p>
<p><strong>Bay Tekir, yüzden fazla şirketin sahibi ünlü bir iş adamıydı. Ama yatırımlarını genelde bilimsel araştırmaları için kullanırdı. Genetik hastalıklar, kök hücre tedavisi, kanser araştırmaları gibi konularda kendini geliştirmişti. Biyoloji bölümü mezunuydu, aynı zamanda bankacılık bölümünü de okumuştu. Bunların dışında edebiyat ve tarihle de ilgileniyordu.</strong></p>
<p><strong>Bayan Karina da araştırmaları için kullandığı deneklerinden biriydi. Milyonda bir rastlanılan bir genetik hastalığı vardı kadının ve tedavisi olmayan bir hastalıktı en azından şu ana kadar.</strong></p>
<p><strong>Bu eski malikanede Bayan Karina’yı rahat ettirmeye çalışıyordu. Gözlerden uzaktı aynı zamanda, çünkü yaşlı insanları bilimsel araştırmalarında illegal bir şekilde denek olarak kullandığı ortaya çıksa bir sürü suçlama ile karşılaşırdı. Bu nedenle de Almanya’dan özel olarak Nina’yı getirmişti.</strong></p>
<p><strong>Bay Tekir odaya gelince Nina izin isteyerek odadan ayrıldı. Gözlüğünü ceketinin cebine koyduktan sonra yaşlı kadına ilgisizce baktı ve bir sürü kadını izledi. Kadın odada birinin olup olmadığını bile anlamıyor gibiydi.</strong></p>
<p><strong>“Buradasınız değil mi? Sizleri hissedemiyor olsam da biliyorum.” diye konuştu odada gezinirken Bay Tekir.</strong></p>
<p><strong>Tepki yoktu. Kadının nefes alıp almadığı bile anlaşılmıyordu. Adam sonunda sinirlendi ve arka cebinden tabancasını çıkarttı, yaşlı kadını hedef alarak: “En sonunda bana yanıtı vereceksiniz&#8230;” diye bağırdı.</strong></p>
<p><strong>Bir süre sonra ise tabancayı tutan sağ eli titremeye, ardından da burnu kanamaya başladı. Yaşlı kadının tepkisiz gözleri adamın üzerindeydi.</strong></p>
<p><strong>Ne kadar istese de kadını vuramıyordu, en sonunda öfkeyle bağırdı ve tabancayı ateşledi. Yakınındaki sehpanın üzerinde duran ufak heykeli vurdu. Heykel ufak bir deveydi, devenin kırılan kafası adamın ayağına kadar yuvarlandı.</strong></p>
<p><strong>Nina ise korkuyla içeri girdi. Adam tabancasını geri koyduktan sonra bir süre ne yapacağını bilemez bir halde baktı. O sırada aklına aniden bir şey gelmiş gibi telefonuna sarıldı.</strong></p>
<p><strong>“Ambulans tamam mı?”</strong></p>
<p><strong>“Elbette, üç kişiyi halletmek kolaydı. Sorun çıkartmadılar.” dedi karşı taraftaki.</strong></p>
<p><strong>“Liste güvende mi peki?”</strong></p>
<p><strong>“Evet, merak etmeyin zamanı gelince emaneti teslim edeceğim.”</strong></p>
<p><strong>“Unutma, bu iş sandığından daha tehlikeli olabilir, Oğuz.”</strong></p>
<p><strong>“Merak etme, patron. Tehlikeli olmasaydı zaten kabul etmezdim bu işi.”</strong></p>
<p><strong>Ardından hemen birini daha aradı: “Meltem, başlıyoruz.”</strong></p>
<p><strong>“Tamam, Gürhan. Evde bekliyorum. Adamların beni almaya gelebilir.”</strong></p>
<p><strong>(Şimdi)</strong></p>
<p><strong>Oğuz, Cem’i kandırarak buraya kadar başta silahları olmak üzere gerekli malzemelerinin taşınmasını sağlamıştı. Cem çalıştığı hayvanat bahçesine götürmesi gereken yükler olarak bildiklerinin arasında bir bomba olduğunu görünce afallamıştı.</strong></p>
<p><strong>Tabancasını telefon konuşmasını bitiren Kerem’e doğrulttu: “Patronumun bahsettiği liste bende.”</strong></p>
<p><strong>Damla biraz da korkuyla geriye çekilmişti, Doktor&#8217;un arkasına saklanmıştı. Endişeli bakışları çevreyi tarıyordu.</strong></p>
<p><strong>Cesetlerin bulunduğu yerden tekrar o tanıdık hışıltılar gelmeye başlamıştı. İsmi Baran olan, Kerem’in kurtardığı yaralı genç korkuyla: “Vampirler geri döndüler.” diye bağırdı.</strong></p>
<p><strong>Oğuz ise Baran’ı kenara iterek cesurca ilerledi ve herkesin gözü önünde cesetlere musallat olan yaratığa ateş açtı. Yaratık üç kurşuna dayanamamıştı ve kanlar içindeki cesedi yere düşmüştü.</strong></p>
<p><strong>Kerem: “Onların neyin nesi olduğunu biliyor gibisin.” dedi hemen, çünkü Oğuz neyle karşı karşıya olduğunu biliyor gibi hareket ediyordu.</strong></p>
<p><strong>“Elbette, onlar hastalanmışlar. Bir zamanlar ben de onlar gibiydim, ama şimdi sağlığıma tekrardan kavuştum. Şu anda da beni kurtaran kişiye hizmet ediyorum.”</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.frpworld.com/blog/2010/07/kirilgan-8/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KIRILGAN &#8211; 6</title>
		<link>http://www.frpworld.com/blog/2010/06/kirilgan-6/</link>
		<comments>http://www.frpworld.com/blog/2010/06/kirilgan-6/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 27 Jun 2010 19:55:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>catboy</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[Kırılgan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.frpworld.com/blog/?p=142</guid>
		<description><![CDATA[KIRILGAN Yazarlar: Damla ENGİN &#38; Gürhan ÖZTÜRK 6. Bölüm (Bir saat önce) Ambulans çöplüğü andıran bir yere park edilmişti, ait olduğu hastaneden en az on blok uzaktaydı ve ambulans görevlileri de ambulansın yakınında üstlerinde eski bir battaniye ölmüş bir şekilde yatırılmışlardı. Her birinin alnında kurşun izi vardı. Katil ise ambulans şoförünün üniformasını giyinmiş, yeni talimatları [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><object width="250" height="40"><param name="movie" value="http://listen.grooveshark.com/songWidget.swf" /><param name="wmode" value="window" /><param name="allowScriptAccess" value="always" /><param name="flashvars" value="hostname=cowbell.grooveshark.com&#038;widgetID=21657480&#038;style=water&#038;p=0" /><embed src="http://listen.grooveshark.com/songWidget.swf" type="application/x-shockwave-flash" width="250" height="40" flashvars="hostname=cowbell.grooveshark.com&#038;widgetID=21657480&#038;style=water&#038;p=0" allowScriptAccess="always" wmode="window" /> </object><br />
<strong>KIRILGAN</strong></p>
<p><strong>Yazarlar: Damla ENGİN &amp; Gürhan ÖZTÜRK</strong></p>
<p><strong>6. Bölüm</strong></p>
<p><strong>(Bir saat önce)</strong></p>
<p><strong>Ambulans çöplüğü andıran bir yere park edilmişti, ait olduğu hastaneden en az on blok uzaktaydı ve ambulans görevlileri de ambulansın yakınında üstlerinde eski bir battaniye ölmüş bir şekilde yatırılmışlardı. Her birinin alnında kurşun izi vardı. </strong></p>
<p><strong>Katil ise ambulans şoförünün üniformasını giyinmiş, yeni talimatları beklerken ambulansa yaslanarak sigarasını içiyordu. O sırada da gözlüğünü temizlemekle meşguldü, kan sıçramıştı gözlüğüne ve oldukça titiz biri olduğundan on dakikadır gözlüğünü silmekteydi.</strong></p>
<p><strong>Telefon çalınca ürperdi birden, çünkü etraf sessizdi, huzur veren bir sessizlikti bu ve gecenin karanlığında telefonun ışığı ile çıkarttığı ses hem kulağı hem de gözü rahatsız ediyor hatta huzur bozucu geliyordu. </strong></p>
<p><strong>“Ambulans tamam mı?” diye sordu patronu.</strong></p>
<p><strong>“Elbette, üç kişiyi halletmek kolaydı. Sorun çıkartmadılar.” dedi katil gayet sakin bir şekilde.</strong></p>
<p><strong>“Liste güvende mi peki?”</strong></p>
<p><strong>“Evet, merak etmeyin zamanı gelince emaneti teslim edeceğim.”</strong></p>
<p><strong>“Unutma, bu iş sandığından daha tehlikeli olabilir, Oğuz.”</strong></p>
<p><strong>“Merak etme, patron. Tehlikeli olmasaydı zaten kabul etmezdim bu işi.” </strong></p>
<p><strong>Telefonu kapattıktan sonra ambulansa bindi ve karlı dağa çıkan yola doğru ambulansı sürdü.</strong></p>
<p><strong>(Şimdi)</strong></p>
<p><strong>Parmakları titreyerek Alex&#8217;in numarasını çevirdi, telefon sesi bir kaç kere çaldıktan sonra kocasının güvenilir sesini duydu.</strong></p>
<p><strong>&#8220;Sevgilim.&#8221;</strong></p>
<p><strong>&#8220;Alex&#8230;&#8221;</strong></p>
<p><strong>Damla ağlıyordu, bunu fark eden Alex telaşla sordu.</strong></p>
<p><strong>&#8220;Ne oldu?&#8221;</strong></p>
<p><strong>&#8220;Otobüs kaza yaptı&#8230;&#8221;</strong></p>
<p><strong>&#8220;Nerdesin?&#8221;</strong></p>
<p><strong>&#8220;Bilmiyorum&#8230;&#8221;</strong></p>
<p><strong>&#8220;Telefonunu açık tut, yerini bulacağım. Merak etme aşkım seni kurtacağım. Sen kendine dikkat et&#8230;&#8221;</strong></p>
<p><strong>Damla telefonu kapattığında hıçkırdı. Aldatmak için yola çıktığı Alex, kendisini kurtarmak için nasıl da hemen çabalıyordu. </strong></p>
<p><strong>Biraz sakinleşmeyi bekledi, ondan sonra Cem ve Kerem&#8217;in yanına geri döndü. Doktor Kerem&#8217;in suratında öyle bir ifade vardı ki hemen doktorun kollarına yapıştı, onu sarsıyordu.</strong></p>
<p><strong>&#8220;Ne oldu Kerem Bey?&#8221;</strong></p>
<p><strong>Kerem, bir solukta kıza ne olduğunu anlatmıştı. Damla hemen beklemeden Kerem&#8217;in telefonunu eline aldı, ve hattını çıkartarak kendi telefonuna taktı.</strong></p>
<p><strong>&#8220;Böylece seni aradıklarında telefonun açık olacak&#8230; Ama izin ver bir mesaj çekeyim. Eşim beni açık telefonumdan bulacaktı sanırım sinyallerden filan. Senin numaran da aynı işi görebilir.&#8221;</strong></p>
<p><strong>Hızla mesajı yazdı:</strong></p>
<p><strong>&#8220;Alex, ben Damla. Acil bir şey oldu, benim hattım kapalı. Bana bu numaradan ulaş.&#8221;</strong></p>
<p><strong>Ardından telefonunu Doktor Kerem&#8217;e verdi. </strong></p>
<p><strong>&#8220;Merak etmeyin her şey iyi olacak&#8230;&#8221;</strong></p>
<p><strong>Kerem diyecek bir laf bulamadı karşılık olarak. Cem ise sessizce olayları takip ediyordu. Damla eşine ulaşmış ve anladığı kadarıyla eşinin elinde telefonun yerini saplayacak bir teknoloji vardı, Cem belki de adam bir ajandır diye tahminde bulundu istemeden. Kerem ise kız kardeşiyle konuşmayı denemiş ama yabancı bir adam çıkmıştı karşısına ve on beş dakika sonra tekrar arayacağını, telefonunu açmazsa kız kardeşine zarar vereceğini belirtmişti.</strong></p>
<p><strong>“Anlaşılan bir süre espri yapmasam iyi olacak.” dedi farkında olmadan beklediğinden daha yüksek çıkan bir sesle Cem.</strong></p>
<p><strong>“Burada beklememizin bir anlamı yok, insanlar bizden haber bekliyorlar. Dönsek iyi olacak.” dedi sonunda Kerem.</strong></p>
<p><strong>Ambulans şoförü ayıldığında bu kadar büyük bir kazayı hesaplamadığını düşünmüştü. Kamyonun ona çarpmasını sağlamıştı bilerek ve zincirleme bir kazaya neden olmuştu. Ambulansın kapısını açtığında aracın devrilmiş olduğunu fark etti. Ölüler yerdeydi, midesini tutarak başını başka bir tarafa çevirdi.</strong></p>
<p><strong>Eli pantolonunun cebine gitti ve kağıt parçasını çıkarttı. Liste emniyetteydi en azından bir süreliğine.</strong></p>
<p><strong>Küçük bir kızla ilgilenen kumral bayanın yanına gitti. Ağrıyan çenesini tutarak: “Özür dilerim, birini arıyorum da.”</strong></p>
<p><strong>“Herkes birilerini arıyor, yine de sorun belki yardımcı olabilirim.” </strong></p>
<p><strong>“Kerem Çoban’a ulaşmam gerekiyor da ona bir şey vermeliyim, hayatını kurtaracak bir şey.”</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.frpworld.com/blog/2010/06/kirilgan-6/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KIRILGAN &#8211; 5</title>
		<link>http://www.frpworld.com/blog/2010/06/kirilgan-5/</link>
		<comments>http://www.frpworld.com/blog/2010/06/kirilgan-5/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 25 Jun 2010 18:16:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>catboy</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[Kırılgan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.frpworld.com/blog/?p=140</guid>
		<description><![CDATA[KIRILGAN Yazarlar: Damla ENGİN &#38; Gürhan ÖZTÜRK 5. Bölüm (Bir ay önce) Sakallarını kaşımayı bırakıp terapistin sesini kesmeyi umut ederek ayağa kalktı. Diğer alkoliklere döndü, beş kişilik bir gruptular. Obez otuzlu yaşlarında bir kadın, siyah bir tişört giymiş ve sol omzunda tırpanlı bir Azrail dövmesi olan uzun saçlı bir delikanlı, her an ağlayacakmış gibi duran [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KIRILGAN</strong></p>
<p><strong>Yazarlar: Damla ENGİN &amp; Gürhan ÖZTÜRK</strong></p>
<p><strong>5. Bölüm</strong></p>
<p><strong>(Bir ay önce)</strong></p>
<p><strong>Sakallarını kaşımayı bırakıp terapistin sesini kesmeyi umut ederek ayağa kalktı. Diğer alkoliklere döndü, beş kişilik bir gruptular. Obez otuzlu yaşlarında bir kadın, siyah bir tişört giymiş ve sol omzunda tırpanlı bir Azrail dövmesi olan uzun saçlı bir delikanlı, her an ağlayacakmış gibi duran titrek bakışlı genç bir kadın ile uzun tırnaklarıyla bir vampiri andıran ellili yaşlarında başka bir kadın. Sakallı adamın bu grupla üçüncü toplantısıydı, alkoliklerle arası hiç bir zaman iyi olmamıştı ve kendisi de bir alkolik olduğu için kendisinden de nefret ederdi.</strong></p>
<p><strong>“Gerçekten de Çinlilere telif hakkı ödemelisiniz çünkü yaptığınızın Çin işkencesinden bir farkı yok.” diye söylendi ve: “Bu akşam Bursa Fabricii isimli bir gece klubünde eski bir arkadaşımın doğum günü partisi var, hepiniz davetlimsiniz ve şunu eklememe izin verin içkiler bedava. Hatta yanında deve etinden yapılmış harika bir burger de veriyorlar.” diye ekledi. Ama deve eti lafı özellikle kadınları çok rahatsız etmiş olacaktı ki: “Deve eti şakaydı, ama ben köpek eti olduğundan şüpheleniyorum, sadece bilin istedim.” diye düzeltmek zorunda kaldı.</strong></p>
<p><strong>Genç terapist yaşlı adamın ayrılmasına müsaade edemezdi: “Kusura bakmayın, Cem Bey. On beş dakika dolmadan ayrılmanıza izin veremem, benim de bir patronum var ve daha burada bir haftadır bulunuyorum, azar işitmeye niyetim yok.”</strong></p>
<p><strong>“Bak Burak dost, sana bir sır vereyim. Başkasından duymuş olma ama biz alkolikler bir yerden sıkılmışsak o iş bitmiştir ve şunu da bil ki senden izin almadım ve öyle bir niyetim de yok, şimdi yolumdan çekil. Bu arada sen davetli değilsin, sakın akşama partiye gelmeye kalkma.” </strong></p>
<p><strong>Cem gidince diğer alkolikler de Burak’ı kenara itip toplantıdan ayrılmıştı ve söylentilere göre ertesi günü Burak yarım saatlik bir azarın ardından işten çıkartılmıştı.</strong></p>
<p><strong>(Şimdi)</strong></p>
<p><strong>Kerem, Damla sakinleşsin diye bir şişe su bulmuştu, Damla memnuniyetle suyu içerken Kerem onu yalnız bırakmıştı. Kavga bitmiş gibiydi, sakallı adam ile kumral bayan başka taraflara gitmişlerdi.</strong></p>
<p><strong>Elindeki şu şisesine bakan Damla memnuniyetle içini çekti. Artık kendisini daha iyi hissediyordu. Sadece birbrilerine bağrışan insanlardan rahatsız olmuştu. Biraz da hayranlıkla uzaklaşan Kerem&#8217;in arkasından baktı. Doktor kendisini kurtarmıştı, ya da en azından böyle düşünüyordu. Sonra aklına gelmiş gibi bakışlarını çevrede gezdirip, doktorun yanında gördüğü küçük kızı aramaya başladı&#8230;<strong></strong></strong></p>
<p><strong>Yere devrilmiş ambulansın arkasında Damla’nın da yolcularından biri olduğu otobüs, otobüsün arkasında Kerem’in siyah otomobili vardı. Otomobilinin arkasında ise Kerem arka kapağı açılmış bir kamyonet görmüştü. Hayvanat bahçesine giden bir nakliyat arabasıydı. Sakallı adamın ceketine bakınca hayvanat bahçesinin amblemini gördü, iki başlı bir deve iyi bir seçim değil diye düşünmeden edemedi Kerem.</strong></p>
<p><strong>“Acaba hayvanat bahçesine hangi hayvanı götürdüğünüzü sorabilir miyim?” diye sordu Kerem. Aklında sisin içinde kaybolmuş deve vardı ve arka kapak açılmışsa deve oradan kaçmış olabilirdi.</strong></p>
<p><strong>Cem, doktora dikkatle baktı. Kazanın ardından beri yaralılarla ilgilenmiş, hatta küçük bir kızı bulmak için hiç düşünmeden karın içine girmiş cesur bir adamla konuşurken daha dikkatli olmaya karar verdi. Elini uzatarak medeni olmaya çalıştı: “Adım Cem.”</strong></p>
<p><strong>“Kusuruma bakmayın, doğru isminizi sormayı unuttum. Benim adım da Kerem.”</strong></p>
<p><strong>Sürdüğü kamyonete baktıktan sonra Cem: “Kamyonetin arkası boştu, sadece bir kaç malzemeyi acil olarak götürmemi istediler. Aslında garipti, birden gece vakti neye ihtiyaçları olabilirdi ki diye düşünmeden edememiştim. Ama hiç bir hayvan yoktu yük olarak arabamda.” diye açıkladı.</strong></p>
<p><strong>“Anladım, teşekkür ederim.” dedikten sonra Cem’in yanından ayrıldı doktor.</strong></p>
<p><strong>Topluluğa dönerek Kerem bir öneride bulundu: “Biliyorum, kötü bir kaza geçirdik. Çoğunuz yaralısınız ve yorgunsunuz, hatta sevdiklerinizi kaybettiniz. Ama burada beklersek donarak ölmemiz yakındır. Bu nedenle benim önerim bir grup ile beraber şu hemen yakınımızdaki tepeye gitmek ve telefonlarımız sinyal alabilecek mi bir kontrol etmek, birilerine durumumuzu haber verebilirsek kurtarılma şansımız artacaktır. İki kişi bile yeterli olur.”</strong></p>
<p><strong>“Ben gelirim, doktor.” diye seslendi Cem hemen.</strong></p>
<p><strong>“Ben de gelmek isterim.” dedi elindeki boş su şişesini yere fırlattıktan sonra Damla.</strong></p>
<p><strong>“Emin misin?” diye sordu Kerem.</strong></p>
<p><strong>“Eminim.” diye yanıt verdi Damla.</strong></p>
<p><strong>Damla, kaçamak bakışlarla Cem&#8217;i süzüyordu. Belli ki çocukken izlediği çizgi filmlerden çok etkilenmişti, yoksa kimse kendisine Kaptan Mağara Adamı&#8217;nın imajını yapamazdı. Cem&#8217;den çekindiği için fark etmeden Kerem&#8217;e doğru yaklaştı yürürken. En azından doktor güvenilirdi.<strong></strong></strong></p>
<p><strong>Tepeye vardıklarında Kerem umutla gülümsedi: “Sinyal alıyorum.”</strong></p>
<p><strong>O anda telefonu çalmaya başladı, arayan kız kardeşiydi. Kerem hemen telefonu açtı: “Alo, Meltem. Şükürler olsun, neler oldu tahmin bile edemezsin.”</strong></p>
<p><strong>“Kerem Çoban ile mi görüşüyorum?” diye sordu karşı taraftan bir erkek.</strong></p>
<p><strong>“Siz kimsiniz, neler oluyor?”</strong></p>
<p><strong>“Kız kardeşiniz elimde, Bay Çoban. Eğer dediklerimi yapmazsanız onu öldürürüm. Sizi on beş dakika sonra talimatlar için arayacağız, eğer telefonu açmazsanız&#8230;”</strong></p>
<p><strong>Telefonun şarjı bitmişti. Kerem korkuyla Cem ve Damla’ya baktı. Ne diyeceğini bilemiyordu, tek düşüncesi kız kardeşiydi. Ona yardım etmek zorundaydı, ama burada mahsur kalmışken ne yapabilirdi ki?</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.frpworld.com/blog/2010/06/kirilgan-5/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KIRILGAN &#8211; 4</title>
		<link>http://www.frpworld.com/blog/2010/06/kirilgan-4/</link>
		<comments>http://www.frpworld.com/blog/2010/06/kirilgan-4/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 23 Jun 2010 20:07:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>catboy</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[Kırılgan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.frpworld.com/blog/?p=135</guid>
		<description><![CDATA[KIRILGAN Yazarlar: Damla ENGİN &#38; Gürhan ÖZTÜRK 4. Bölüm (Bir ay önce) Aynaya bakıyordu. Dört aydır güneş görmeyen yüzü iyice soluklaşmıştı. Norveç&#8217;in en kuzeyindeki Vadsø&#8217;da altı ay gece, altı ay gündüz yaşandığı için dört aydır gün ışığını görmüyordu. Ama bundan hiç şikayetçi değildi, zaten güneşle hiç bir zaman arası olmamıştı. Şimdi gümüş çarçeveli aynanın içinde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KIRILGAN</strong></p>
<p><strong>Yazarlar: Damla ENGİN &amp; Gürhan ÖZTÜRK</strong></p>
<p><strong>4. Bölüm</strong></p>
<p><strong>(Bir ay önce)</strong></p>
<p><strong>Aynaya bakıyordu. Dört aydır güneş görmeyen yüzü iyice soluklaşmıştı. Norveç&#8217;in en kuzeyindeki Vadsø&#8217;da altı ay gece, altı ay gündüz yaşandığı için dört aydır gün ışığını görmüyordu. Ama bundan hiç şikayetçi değildi, zaten güneşle hiç bir zaman arası olmamıştı. Şimdi gümüş çarçeveli aynanın içinde kendi soluk aksi gözlerine çok hoş görünüyordu, tıpkı gotik resimlerdeki kızlara benzemişti. </strong></p>
<p><strong>Sevgilisi Alexander da aynı şeyi düşünmüş olacak ki, aynada kendisini izleyen kıza sarılıp omzuna bir öpücük kondurdu.</strong></p>
<p><strong>&#8220;Sevgine sahip olduğum için çok şanslıyım.&#8221;</strong></p>
<p><strong>Damla gülümsedi, ama Alexander yüzündeki pişmanlık ifadesini fark edememişti.</strong></p>
<p><strong>Beş senedir buradaydı, çalışmak için gelip burada kalmıştı. Sonunda Alexander ile tanışıp evlenmişti. Ama yine de mutsuzdu, Alexander kendisini ne kadar sevse de&#8230; Bir şeyler eksik gibiydi&#8230;</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>(Şimdi)</strong></p>
<p><strong>Gözlerinin önünde süzülen bir hayal vardı, gümüş çerçevenin içinde soluk tenli bir kız. Arkasında ona sevgiyle bakan nefes kesici yakışıklıkta bir erkek duruyordu. Yavaş yavaş anımsadı. Bu kendisiyle, Alex&#8217;ti&#8230;</strong></p>
<p><strong>En son, tam anlamıyla ona ihanet edecekti, buna karar vermişti. Gerçi bunu neden yaptığını da bilmiyordu. Konstansinos ile anlaşmışlardı, bir yerde buluşacaklardı. Sonra Alex&#8217;e yeni bir seminer olduğunu ve yola çıkacağını söylemişti. </strong></p>
<p><strong>Otobüs buzda giderken bir şeyler olmuştu. Şimdi bilinci iyice yerine otururken, gözlerinin önündeki görüntü siliniyordu, sonunda ışık kirpiklerinin arasından girdiğinde istemsizce ürperdi. Gün ışığı olması çok tuhaftı&#8230;</strong></p>
<p><strong>Gözlerini açtığında çevredeki parçalanmış arabalarla perişan insanları gördü. Ayağa kalkmak istedi, ama sanki vücudundaki her hücre ağrıyordu. Bir kaç kere gözlerini kırpıştırdı, aklı gidip geliyordu, boğazı da kupkuru olmuştu</strong></p>
<p><strong>Sonunda dudaklarından hafif bir inilti çıktı&#8230;</strong></p>
<p><strong>Kerem küçük kızı kaza yerine geri götürüyordu. Küçük kız uyumuştu. Kaza yerinde ise hareketlilik vardı. İnsanlar yaralarıyla ilgilenmeyi bırakmış, ölüleriyle ilgileniyordu artık. Ölenleri bir araya getirmeyi önerenler vardı, bazıları ise buna karşı çıkıyordu. Arada hırsızlıklar da oluyordu ve bazıları ceplerini bayağı değerli bir takım eşyalarla doldurmayı başarmıştı bile şimdiden.</strong></p>
<p><strong>&#8220;Ölüler dibimizde olduğu sürece gece olduğunda o ucubeler yine bize sataşacaktır. Onları gördün, vampir olmayabilirler belki insansı garip bir hayvandırlar. Yine de bu tehlikeli oldukları gerçeğini değiştirmiyor.&#8221; diye bağırdı yaşlı bir adam. Sakallı, bira göbeği giyindiği kalın paltonun ardından bile kendini belli eden bir görünüşü vardı ve ağzı biraz kokuyordu. </strong></p>
<p><strong>&#8220;Saygısızlık etme, burada sevdiklerini kaybeden insanlar var ve eminim üzerimizden yakında bir kurtarma helikopteri geçecektir.&#8221; diye belirtti kumral saçlı bir kadın.</strong></p>
<p><strong>&#8220;Bu kadar Polyannacı olamıyorum, kusura bakmayın hanım efendi.&#8221; diye karşılık verdi sakallı adam.</strong></p>
<p><strong>Kerem, küçük kızı yere bırakınca küçük kız hemen ölmüş annesinin yanına koştu. Kerem ise kavga eden kişilere baktı umutsuzca. Daha şimdiden anlaşmazlıklar çıkıyor, kim bilir ne kadar süre burada mahsur kalacağız diye düşündü.</strong></p>
<p><strong>Sonra otobüsün yakınlarında acıyla inleyen bir kadının sesini duydu ve ona yardım etmek için koştu. Elini uzattı: &#8220;Kalkmanız için yardım edeyim, ben doktorum.”</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Kadının öyle ağır bir yarası yok gibiydi. Kerem içgüdüsel olarak içinden gerçekten de güzel bir kadın diye düşünmeden edemedi.</strong></p>
<p><strong>&#8220;Benim adım Kerem, acaba isminizi öğrenebilir miyim?&#8221;</strong></p>
<p><strong>Kadın hala şokta gibiydi, Kerem&#8217;e bakarak fısıltı dolu bir sesle: &#8220;Adım&#8230; Adım Damla.&#8221; dedi.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.frpworld.com/blog/2010/06/kirilgan-4/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KIRILGAN &#8211; 3</title>
		<link>http://www.frpworld.com/blog/2010/06/kirilgan-3/</link>
		<comments>http://www.frpworld.com/blog/2010/06/kirilgan-3/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 Jun 2010 21:36:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>catboy</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[Kırılgan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.frpworld.com/blog/?p=128</guid>
		<description><![CDATA[KIRILGAN Yazarlar: Damla ENGİN &#38; Gürhan ÖZTÜRK 3. Bölüm (Bir ay önce) Kerem tanınmış bir kardiyologdu ve zengin bir iş adamının ricası üzerine Amerika’ya acil olarak gitmişti yakın zamanda, zengin iş adamının eşinin kalbinde bir sorun vardı ve diğer doktorlara göre artık ameliyat için geç kalınmıştı ama Kerem bu konuda uzman bir doktordu ve sonunda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KIRILGAN</strong></p>
<p><strong>Yazarlar: Damla ENGİN &amp; Gürhan ÖZTÜRK</strong></p>
<p><strong>3. Bölüm</strong></p>
<p><strong>(Bir ay önce)</strong></p>
<p><strong>Kerem tanınmış bir kardiyologdu ve zengin bir iş adamının ricası üzerine Amerika’ya acil olarak gitmişti yakın zamanda, zengin iş adamının eşinin kalbinde bir sorun vardı ve diğer doktorlara göre artık ameliyat için geç kalınmıştı ama Kerem bu konuda uzman bir doktordu ve sonunda ameliyat başarılı geçmiş, kadını kurtarmıştı. Ama sorun bu değildi, Amerika seyahati öncesinde kız kardeşi rica etmişti gitme diye, çünkü babaları ağır bir hastalık geçiriyordu ve yakında öleceği de açıktı. Yine de hem kazanacağı paranın hem de bir doktor olarak elde edeceği şöhretin hırsıyla babasını ölüm döşeğinde yalnız bırakmıştı ve babası da oğlunun veda etmeden gitmiş olmasına çok üzülmüş, kimseyi yanına istememişti bir daha. Sonunda da yalnız başına hasta yatağında ölmüştü.</strong></p>
<p><strong>Cenaze töreni de yapıldıktan sonra anca Kerem geri dönebilmişti yani öz babasının cenaze işleriyle bile ilgilenememişti çünkü zengin bir iş adamının eşinin hayatını kurtarmasının ardından Amerika’da bir kaç ödül törenine katılmış ve ona teklif edilen hiç bir röportajı da geri çevirememişti.</strong></p>
<p><strong>Babasının mezarının başında pişmanlık dolu sözler nafileydi, artık babasından özür dileyemezdi. Sessizce dua ediyordu, sarışın, otuzlu yaşlarında, yeşil gözlü bir kadın da onun yanına gidiyordu. Gelen kız kardeşiydi. </strong></p>
<p><strong>“Kimseye haber vermeyince buraya geleceğini tahmin ettim.” dedi kız kardeşi.</strong></p>
<p><strong>“Buraya geleceğimi anlayacağını biliyordum zaten, Meltem.” </strong></p>
<p><strong>“Biliyorsun, sen onun en sevgili oğluydun ve ne yaparsan yap sana kızgın olamazdı. O daha çok suçu kendinde aramıştı.”</strong></p>
<p><strong>“Keşke son bir kere olsun konuşabilseydim onunla”</strong></p>
<p><strong>“Seni bir yerlerden izlediğini biliyorsun, seni duyuyor olmalı ağabey.”</strong></p>
<p><strong>Kerem başını yukarı çevirdi ve ağlayarak: “Beni affet baba, istediğin gibi bir evlat olamadım ve seni hayal kırıklığına uğrattım.”</strong></p>
<p><strong>(Şimdi)</strong></p>
<p><strong>Kerem karların arasında soğuktan üşümüş elleriyle titrerken bulmuştu küçük kızı. Ağlıyordu sessizce. Küçük kızı kucağına aldı hemen ve montunu çıkartıp kızı ısıtmaya çalıştı. Güneş bulutların arasına arada bir çekiliyordu ama yine de etraf fazla soğuk değildi. Belli olmazdı ama, öğlene kar yine başlayabilirdi.</strong></p>
<p><strong>“Biliyorum, annem bir daha gözlerini açmayacak değil mi?” diye sordu ağlayarak kız.</strong></p>
<p><strong>“Çok zor bir durum senin için bu yaşta hele, ama dayanmak zorundasın ve sana bir sır söyleyeyim mi, çoğu kişinin bilmediği?”</strong></p>
<p><strong>“Neymiş o sır?”</strong></p>
<p><strong>“Annen şu anda daha iyi bir yerde ve oradan seni izliyor, koruyor ve sen gülümsedikçe gülümsüyor, sen ağladıkça o da üzülüyor seninle beraber.”</strong></p>
<p><strong>Küçük kız gökyüzüne baktı ve: “Benim yüzümden oldu, oyuncak bebeğimi elinden düşürdü diye ona kızmıştım ve o da yere eğildi. O sırada arabalar birbirine girmeye başladı, çok korkunçtu. Annem ne olduğunu anlayamamıştı ve başını kaldırdığında çok geç kalmıştı. Arabanın ön camından fırlamıştı. Korkudan bir süre yanına bile gidememiştim.” diye anlatmaya başladı.</strong></p>
<p><strong>“Hişt, yorma kendini. Geçti Artık. Senin suçun değildi, bunu biliyorsun ve en önemlisi annen de biliyor.”</strong></p>
<p><strong>Küçük kız doktora iyice sarıldı. Kerem küçük kızı kucağında taşıyordu ve kaza yerine geri dönüyorlardı. Küçük kız uykulu gözlerle: “Ah, bir deve var şurada.” dedi.</strong></p>
<p><strong>Kerem gülümseyerek: “Develer çöllerde yaşar bunu bilmen lazım.” dedi.</strong></p>
<p><strong>Ama küçük kız ileriyi göstererek: “O zaman bu deve yolunu kaybetmiş olmalı.” dedi. Kerem arkasını döndüğünde gerçekten de bir devenin karlı zeminde ağır aksak bir biçimde yürüdüğünü gördü, ardından sisin içinde kaybolmuştu.</strong></p>
<p><strong>O sırada uzakta bir yerde yaşlı kadın örgüsünü örmeye devam ediyordu ve öksürüğü de artmıştı. Öksürmeden duramıyor ve zor nefes alıyordu. Yine de örmeye devam ediyordu inat edermiş gibi.</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.frpworld.com/blog/2010/06/kirilgan-3/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KIRILGAN &#8211; 2</title>
		<link>http://www.frpworld.com/blog/2010/06/kirilgan-2/</link>
		<comments>http://www.frpworld.com/blog/2010/06/kirilgan-2/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 15 Jun 2010 17:11:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>catboy</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[Kırılgan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.frpworld.com/blog/?p=125</guid>
		<description><![CDATA[KIRILGAN Yazarlar: Damla ENGİN &#38; Gürhan ÖZTÜRK 2. Bölüm (15 dk önce) Siyah renkli otomobil karlı yolda ilerlemesini sürdürüyordu. Önünde ağır ilerleyen bir otobüs vardı, otobüsün önünde de bir yük kamyonu vardı ki otobüsün ağır ilerlemesinin nedeni de kamyondu aslında. Telefonu çekmiyordu, en son kız kardeşi ile görüşmüştü ve telefon görüşmesi sinyalin gitmesinden dolayı yarıda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KIRILGAN</strong></p>
<p><strong>Yazarlar: Damla ENGİN &amp; Gürhan ÖZTÜRK</strong></p>
<p><strong>2. Bölüm</strong></p>
<p><strong>(15 dk önce)</strong></p>
<p><strong>Siyah renkli otomobil karlı yolda ilerlemesini sürdürüyordu. Önünde ağır ilerleyen bir otobüs vardı, otobüsün önünde de bir yük kamyonu vardı ki otobüsün ağır ilerlemesinin nedeni de kamyondu aslında. Telefonu çekmiyordu, en son kız kardeşi ile görüşmüştü ve telefon görüşmesi sinyalin gitmesinden dolayı yarıda kesilmişti. Kız kardeşi hemen endişelenen biriydi, bu yüzden şu dağ yolundan hemen çıkınca kız kardeşine iyi olduğunu bildirmesi gerekecekti.</strong></p>
<p><strong>Arkadan gelen ani bir ambulans sesi bu sessiz gecede kulağa hiç haber vermeden gelen bir sineğin çıkarttığı o sinir bozucu gürültüyü andırıyordu. Ama ambulansın arabaların yanından geçme çabası beklenmedik bir kaza zincirini başlamasına yol açtı. Ambulans otomobilleri ve otobüsü rahatlıkla geçmişti ama uyuşuk kamyon şoförünün ambulansa yol vermemesi kazaya davetiye çıkartmıştı, ambulans tam kamyonu sağdan geçmeye yeltenmişti ki kamyon ambulansa çarpıvermişti. </strong></p>
<p><strong>Siyah renkli otomobil de kaza zincirinin bir parçası olmuştu, ama otomobilin sahibi diğerleri kadar ağır yara almamıştı, aslında bu bir lanet mi şans mı bilemiyordu çünkü sürücü bir doktordu.</strong></p>
<p><strong>(Şimdi)</strong></p>
<p><strong>Genç bir adamın yarasıyla ilgileniyordu. Genç başından yaralanmıştı. Yarası yüzünden korkmuş gibiydi: “Çok mu kötü, yoksa kan kaybından ölecek miyim?”</strong></p>
<p><strong>“Merak etme, yaşayacaksın.” dedi doktor cesaret vermeye çalışarak.</strong></p>
<p><strong>“Peki onlar neydi, cesetlere musallat olanlar, vampir miydiler yoksa?”</strong></p>
<p><strong>“Saçmalama, bir Alacakaranlık belgeseli çekildiğini sanan bir grup aptal olmalılar.”</strong></p>
<p><strong>Güneş daha da yükselmişti. Güneşin yükselmesiyle kazanın neticesi daha da belli olmuştu. 23 araba, buna ambulans, üç otobüs ve kazanın başlamasına neden olan yük kamyonu da dahildi, çarpışmıştı ve ölüler etrafa saçılmıştı.</strong></p>
<p><strong>Doktor küçük kızın peşine düşmeye karar vermişti, ondan başka kimse kızın kaybolduğunu görmemişti. Genç arkasından bağırdı: “Hey, daha ismini bilmiyorum.”</strong></p>
<p><strong>“Adım Kerem.”</strong></p>
<p><strong>“Benim adım da Baran.”</strong></p>
<p><strong>Ama doktor çoktan uzaklaşmıştı ve sisin içerisinde kaybolmuştu, ismini duyduğunu sanmıyordu.</strong></p>
<p><strong>Bu sırada aynı zamanda, çok uzakta bir odada, yaşlı bir kadın televizyonun ekranına bakıyordu. Gözleri kör gibi sütlü bir maviydi. Elinde rengarenk iplikler olan bir çift şişle düz bir örgü işliyordu.</strong></p>
<p><strong>Kadının arkasında duran bir karaltı diğerine fısıldadı: &#8220;Sence başardı mı dersin?&#8221;</strong></p>
<p><strong>Diğer karaltı tıslayarak cevapladı: &#8220;Oyun başladı. Önde gidiyoruz.&#8221;</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.frpworld.com/blog/2010/06/kirilgan-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KIRILGAN</title>
		<link>http://www.frpworld.com/blog/2010/06/kirilgan/</link>
		<comments>http://www.frpworld.com/blog/2010/06/kirilgan/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 05 Jun 2010 21:14:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>catboy</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[Kırılgan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.frpworld.com/blog/?p=117</guid>
		<description><![CDATA[KIRILGAN Yazarlar:  Damla ENGİN &#38; Gürhan ÖZTÜRK 1. Bölüm Durum ciddiydi, yaralılara yetişemiyordu bile artık. Doktor olduğu güne lanet ediyordu şu anda. Ambulans devrilmiş bir haldeydi ve kar şiddetli bir halde yağmaya devam ediyordu. Güneşin de doğmaya niyeti yok gibiydi, hala kapkaranlıktı ve gece sinsi yüzünü iyice gösteriyordu sanki. Uzaktan duyulan kurtların ulumaları bir yandan, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KIRILGAN </strong></p>
<p><strong>Yazarlar:  Damla ENGİN &amp; Gürhan ÖZTÜRK<br />
</strong></p>
<p><strong>1. Bölüm</strong></p>
<p><strong>Durum ciddiydi, yaralılara yetişemiyordu bile artık. Doktor olduğu güne lanet ediyordu şu anda. Ambulans devrilmiş bir haldeydi ve kar şiddetli bir halde yağmaya devam ediyordu. Güneşin de doğmaya niyeti yok gibiydi, hala kapkaranlıktı ve gece sinsi yüzünü iyice gösteriyordu sanki. Uzaktan duyulan kurtların ulumaları bir yandan, yaralıların haykırışları bir yandan kulaklarında çınlıyordu artık.</strong></p>
<p><strong>Yaralıların arasında küçük bir kız vardı. Belli ki annesi olan cesedin yanına oturmuş, küçük elleriyle oynaması için sallıyordu annesini. Ölümü fark etmeyecek kadar küçüktü&#8230;</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Doktor, küçük kızın yanına gitti ve bir battaniyeye sardı. Ölen kadına baktı, morarmış yüzü ölümün tüm çıplaklığını ortaya döküyordu. Küçük kızı kenara çekti ve beklemesini söyledi. Bacağı kırılmış olan genç bir adamla ilgilenmek için arkasını dönmüştü, küçük kız ise yüzüne esen soğuk rüzgara aldırış etmeksizin yoldan ayrılıp karın içine girdi ve uzaklaştı. </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Doktor arkasından bağırsa da küçük kız geri dönmüyordu. O sırada arkasında bir çıtırtı duydu. Döndüğünde siyahlar giymiş üç adamın cesetlerin arasında gezdiğini fark etti. Normal insanlardan iriydiler ve tuhaf gözüküyorlardı, kırmızı gözleri ve siyah göz bebekleri ürtütücüydü. Bir tanesi doktora yanaştı ve güçlü bir kavrayışla çenesinden yakaladı, elleri de soluğu da kardan beter buz gibiydi.</strong></p>
<p><strong>Eli farkında olmadan cebine gitmişti ve cebinden çıkarttığı minik el feneriyle ona saldıran adama vurmaya başladı. Siyahlar içindeki adamı üstünden atamıyordu bir türlü. Sonunda minik fenerden yayılan ışık kırmızı gözlerine temas ettiğinde saldıran adam acı içinde bağırdı ve geri çekildi. Diğerleri de geri çekilmişlerdi ve sisin içine karıştılar hep birlikte. Güneş doğuyordu&#8230;</strong><strong> </strong></p>
<p><strong>Devam Edecek&#8230;</strong><strong> </strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.frpworld.com/blog/2010/06/kirilgan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Büyücü Savaşları &#8211; 6</title>
		<link>http://www.frpworld.com/blog/2010/02/buyucu-savaslari-6/</link>
		<comments>http://www.frpworld.com/blog/2010/02/buyucu-savaslari-6/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 12 Feb 2010 00:55:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>catboy</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[Büyücü Savaşları]]></category>
		<category><![CDATA[Safiel Persoul]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.frpworld.com/blog/?p=108</guid>
		<description><![CDATA[“Büyücü Savaşları”nın önceki bölümlerinde&#8230; Elf kralı Gulthar, iç savaşın çıkmasına engel olması için büyücülerden yardım istemişti, ancak büyücülerin Reven’e gelmesi asi elfleri iyice kızdırmıştı&#8230; “İç savaşın çıkması an meselesi.” Büyücü heyetinin başında deneyimli büyücü Caster vardı… “Belki de onlara istediklerini vermelisiniz.” Büyücüleri Reven’e çağıranın aslında elf kralının görünümünde olan Aegron isimli bir kızıl elf olduğu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>“Büyücü Savaşları”</strong>nın önceki bölümlerinde&#8230;</p>
<p>Elf kralı Gulthar, iç savaşın çıkmasına engel olması için büyücülerden yardım istemişti, ancak büyücülerin Reven’e gelmesi asi elfleri iyice kızdırmıştı&#8230;</p>
<p><em>“İç savaşın çıkması an meselesi.”</em></p>
<p>Büyücü heyetinin başında deneyimli büyücü Caster vardı…</p>
<p><em>“Belki de onlara istediklerini vermelisiniz.”</em></p>
<p>Büyücüleri Reven’e çağıranın aslında elf kralının görünümünde olan Aegron isimli bir kızıl elf olduğu ortaya çıkmıştı…</p>
<p><em>“Şimdi onlardan önce hazineyi biz bulmalıyız. O insan büyücü artık benim en başından beri elf kralı olmadığımı öğrenmiştir.”</em></p>
<p>Caster, Efla isimli ölmüş bir elfin bedenine yerleşmiş olan elf kralı Gulthar’ın, orman elfleriyle birlikte yaşayan oğlu Moonwhisper’a ulaşmasına yardım etmişti, ama babasını tanımayan Moonwhisper özbabasını öldürmüştü…</p>
<p><em>“Oğlum, çok güçlü ve cesur olmuşsun… Seninle…”</em></p>
<p><em>“Ne dedi sana, Moonwhisper?”</em></p>
<p><em>“Sadece saçmaladı.”</em></p>
<p><strong>“Büyücü Savaşları”</strong> devam ediyor…</p>
<p><strong>6. Bölüm “Illyra”</strong></p>
<p>Caster orman elflerini takip ediyordu, başka çaresi de yoktu zaten. Arkadan gelen bir grup orman elfi de Efla’nın cesedini taşıyordu. Aslında o elf kral Gulthar’ın ta kendisiydi, ama kimseyi buna inandıramazdı Caster, kralın özoğlu olan Moonwhisper’ı bile.</p>
<p>Yarı-elf Edmond, orman elflerinin reisi, onları bekliyordu. Reis, kral ile aynı anlama geliyordu ama orman elfleri “kral” sözcüğünü soğuk buldukları için daha samimi olan “reis” sözcüğünü kullanırlardı.</p>
<p>“Beni dinlemelisin, Moonwhisper. Gerçeği öğrenmek gerekiyor, demin öldürdüğün kişi aslında yüksek elf kralı Gulthar idi ve sen de onun öz oğlusun.” diye fısıldadı Caster, Moonwhisper’a.</p>
<p>“Buna inanmamı bekleyemezsin, öz babamı öldürmüş olamaz.” dedi Moonwhisper ve daha fazla büyücünün saçmalıklarını dinlememek için yanından ayrıldı.</p>
<p>“İnsan büyücü ve öldüğü halde bedeninden yayılan enerjiye bakılırsa bir kızıl elf, biliyor olmanız gerekirdi, bu bölgeye girilmesi yasaktır, hele hain elflere hiç izin veremeyiz.” diye söze başladı Edmond.</p>
<p>Ne de uzun devrik cümleler kuruyor bu, diye içinden düşündü Caster. Ardından: “Yine de bu hemen yaylarınızı bize doğrultmanızı haklı çıkartmaz.” diye kendini savundu.</p>
<p>“Burada bizim yasalarımız geçerlidir.”</p>
<p>“Peki, bana ne yapacaksınız?”</p>
<p>“Bizim yerimizi gördün, buradan ayrılmana izin veremeyiz. Üzgünüm, bay büyücü.”</p>
<p>“Ne demek şimdi bu? Orklar bile daha mantıklı karar verirlerdi bu durumda, beni sırf sizin üstlerine sinekler tünemiş kutsal ahşaptan binalarınızı gördüm diye öldüremezsiniz.”</p>
<p>O sırada insan bir korucu koşturarak yanlarına geliyordu. Elfler onun geçmesine izin verdiler. Korucu: “Saygıdeğer reis, burada neler olduğunu söyler misiniz?” diye sordu.</p>
<p>“Merak etmeyin, genç korucu. Bölgemize izinsiz girmiş bir büyücü sorunumuz var da sadece.” diye yanıt verdi reis.</p>
<p>Korucu, Caster’a bakarak: “Bu gerçekten de inanılmaz. Caster! Büyücü şapkasının altında kurbağaları gizlice okuluna sokmaya çalışırken her seferinden yakalanan dikkatsiz kuzenimin burada ne işi var?” dedi şaşkınlıkla.</p>
<p>“Illyra! Korucu olmak için on yaşında gizlice evden kaçan doğa aşığı kuzenimin esas ne işi var burada?” diye karşılık verdi Caster.</p>
<p>“Illyra, lütfen bana yardım et. Anlatmaya çalışıyorum, inanmıyorlar. Gulthar ile buraya varmaya çalışıyorduk, ama orman elfleri bize saldırdılar ve Gulthar öldürüldü. Bir kızıl elf ile onun gnom yardımcısı da kralın oğlu Moonwhisper’a zarar vermeyi planlıyorlar.” diye anlattı Caster, başından geçenleri.</p>
<p>“Gulthar mı? Nedenen baştan bana bunu söylemedin ki?” dedi Edmond sinirle ve orman elfleri tarafından getirilen Efla’nın cesedine yaklaştı. Bir kaç dakika onun başında bekledi, sonra da: “Büyücü haklı, gerçekten de yüksek elf kralıymış.” diye belirtti.</p>
<p>Moonwhisper, kaskatı kesilmişti ve bir şey diyemiyordu. Illyra, Moonwhisper’ın yanına geldi ve onu sakinleştirmeye çalıştı: “Bunu bilmiyordun.”</p>
<p>Moonwwhisper bir şey demedi, ağlamıyordu da ya da en azından ağlamamak için uğraşıyor gibiydi. Caster, Edmond’a dönerek: “Bir şeyler yapılamaz mı?” diye sordu.</p>
<p>Edmond ciddiydi: “Sadece tek bir alternatif var, bay insan büyücü. Ya öleceksiniz, ya da bu durumu düzelteceksiniz.”</p>
<p><strong>6. Bölümün Sonu!</strong></p>
<p><strong><br />
</strong></p>
<p><strong>Not:</strong> Maceranın ilk kısmı böylece bitmiş oldu. Devamı eğer istenirse gelecektir, ama yorumlara bağlı bir durum bu…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.frpworld.com/blog/2010/02/buyucu-savaslari-6/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Büyücü Savaşları &#8211; 5</title>
		<link>http://www.frpworld.com/blog/2010/02/buyucu-savaslari-5/</link>
		<comments>http://www.frpworld.com/blog/2010/02/buyucu-savaslari-5/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 07 Feb 2010 22:19:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>catboy</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[Büyücü Savaşları]]></category>
		<category><![CDATA[Safiel Persoul]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.frpworld.com/blog/?p=89</guid>
		<description><![CDATA[“Büyücü Savaşları”nın önceki bölümlerinde… Elf kralı Gulthar, iç savaşın çıkmasına engel olması için büyücülerden yardım istemişti, ancak büyücülerin Reven’e gelmesi asi elfleri iyice kızdırmıştı&#8230; “İç savaşın çıkması an meselesi.” Büyücü heyetinin başında deneyimli büyücü Caster vardı… “Belki de onlara istediklerini vermelisiniz.” Bir gnom olan Lydronk, elf kralını kaçırınca kızıl elf olduğundan şüphelendiği Efla’dan yardım almak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>“Büyücü Savaşları”</strong>nın önceki bölümlerinde…</p>
<p>Elf kralı Gulthar, iç savaşın çıkmasına engel olması için büyücülerden yardım istemişti, ancak büyücülerin Reven’e gelmesi asi elfleri iyice kızdırmıştı&#8230;</p>
<p><em>“İç savaşın çıkması an meselesi.”</em></p>
<p>Büyücü heyetinin başında deneyimli büyücü Caster vardı…</p>
<p><em>“Belki de onlara istediklerini vermelisiniz.”</em></p>
<p>Bir gnom olan Lydronk, elf kralını kaçırınca kızıl elf olduğundan şüphelendiği Efla’dan yardım almak zorunda kalmıştı…</p>
<p><em>“Siz aranızda sorunları çözerken ben elf kralını kaçırabilirim.”</em></p>
<p><em>“Kralı kurtarmamız gerekiyor, sanırım.”</em></p>
<p>Büyücüleri Reven’e çağıranın aslında elf kralının görünümünde olan Aegron isimli bir kızıl elf olduğu ortaya çıkmıştı ve Lydronk da görünüşe gore onun yardımcısıydı…</p>
<p><em>“Şimdi onlardan önce hazineyi biz bulmalıyız. O insan büyücü artık benim en başından beri elf kralı olmadığımı öğrenmiştir.”</em></p>
<p><em>“Elf kralını öldürüp onun yerine geçmeniz ve ardından insan büyücülerden yardım istemeniz çok akıllıca bir davranıştı, Aegron efendimiz.”</em></p>
<p><strong>“Büyücü Savaşları”</strong> devam ediyor…</p>
<p><strong>5. Bölüm “Moonwhisper”</strong></p>
<p>Efla ve Caster, Lydronk’un saraydayken kalmış olduğu misafir odasındaydılar. Lydronk görünüşe göre, elf kralı Gulthar’ın ölü bedenini dolabında bunca zaman saklıyordu. Yanılsamalarıyla tanınan bir gnom için oldukça kolay bir görevdi.</p>
<p>“Kızıl elf ırkından hain bir büyücü, elf kralı Gulthar’ı öldürdü. Lydronk da gerçek ortaya çıkmasın diye elf kralını dolabında sakladı. Ardından kızıl elf büyücü, kralın görünümünü alarak Mithas’ın insan büyücülerini çağırdı. Sanırım amacı elf kralının öldürülmesini insanlara atmaktı.” diye açıkladı Efla.</p>
<p>“Gulthar öldü ve sen bunu biliyorsun. Peki o eylem neyin nesiydi? Elfleri kışkırtıp sarayın önünde kralınla görüşme talep edeceğine en baştan gerçeği birilerine anlatsaydın ya?” dedi Caster sinirle.</p>
<p>“Bu o kadar kolay değil, bana inanan olmazdı. Lydronk’u gördün, oldukça etkileyici büyüleri var. Elflerin zihinlerine girip istedikleri gerçekliğe inanmalarını sağlayabilirdi, beni bir iblis gibi gösterirdi ve sonra halkım tarafından öldürülebilirdim.”</p>
<p>“Halkım dedin…” diye belirtti Caster ve o anda gerçeği de anlaması bir oldu. Efla’nın karşısında ne yapacağını bilemeden eğildi, aslında böyle bir saygıya gerek yoktu bir insan büyücü olduğunu da hesaba katarsak. Yine de böylesi bir olay, büyü tarihine altın harflerle kazımacak cinstendi.</p>
<p>“Kral Gulthar, sizsiniz…” dedi Caster, ölü bedeni dolabın içinde olabilirdi ama karşısındaki elf kralı Gulthar’ın yeni bedeniydi. Bu aynı zamanda sarayın önünde ilk kez Efla ile karşılaştığında neden onda bu kadar yoğun bir büyü hissettiğini de açıklıyordu.</p>
<p>“Zihninizi başka bir bedene aktardınız anladığım kadarıyla. Bu çok güçlü bir büyüdür, gerçekten de muazzam bir büyü yeteneğiniz var…” diye hayretle konuşmasına devam etti Caster.</p>
<p>“Aegron isimli bu kızıl elf belki gerçekten de güçlü bir büyücüydü, ama yine de beni öldürebilecek kadar güçlü olacağını sanmıyordum. Belli ki başka bir güç vardı bunun arkasında. Ama sonuçta öleceğimi anlamıştım ve zihnimi bedenimden ayırdım ben de.” diye anlattı Efla.</p>
<p>“Bir demirci çırağıydı Efla, herkesin saygı duyduğu ama gece karanlığında ormanda vahşi bir ayının saldırısına uğramıştı. Öldüğü halde kimse bulamadığı için iki haftadır ormandaydı. Zihnimi kendi bedenimden ayırdığımda Efla’nın ölü bedeniyle temas kurdum, ardından Reven’e geri döndüm. Ne de olsa kimse Efla’nın aslında ölmüş olduğunu bilmiyordu, kendimi hemen ortaya çıkartmamaya karar verdim. Benim şeklimde görünen kızıl elfin ise büyücüleri çağırdığını fark ettiğimde harekete geçtim ve bir isyan çıkartıp saraya girmeyi düşündüm. Böylece gerçeği açığa çıkartacak kanıtlara ulaşabilirdim, en basitinden ölü bedenimin nereye saklandığını bulsam da yeterli olacaktı.”</p>
<p>Anlattıkları cidden inanılması imkansız geliyordu kulağa. Efla da bunun bilincindeydi. Caster’a: “İnanmıyorsan anlarım ama gerçek böyle.” dedi.</p>
<p>Caster ise Efla’ya inanıyordu zaten, hele onda hissettiği bu yoğun büyüyü mantıklı bir şekilde açıklamış oluyordu bu gerçek. Caster daha başka bir konuya dikkat çekti: “Öncelikle hala saraydan çıkamadığımızı hatırlatırım. Lydronk yokken kralın bedeni açıkta duruyor ve bizim burada durmamız tehlikeli, elfler burada bizi yakalasa tüm suç Aegron denilen o kızıl elf büyücünün de planlarına uygun olarak büyücülerin üstüne atılmış olacaktır.”</p>
<p>“Takip et beni, sadece benim bildiğim gizli bir tünel vardır. Buradan kısa yoldan Reven’den çıkabiliriz.”</p>
<p>“Peki, nereye gideceğiz?”</p>
<p>“Orman elflerine gitmemiz gerekiyor hem de hemen. Sen de duysun, hazineyi biliyorlar. Onlardan önce biz ona ulaşmalıyız.”</p>
<p>“Hazineyi duymuş olmam hazinenin ne olduğunu da bildiğim anlamına gelmiyor.”</p>
<p>“Hazine, benim oğlum…” dedi Efla ama sonra: “Benim oğlum hazinenin anahtarı.” diye ekledi.</p>
<p>“Sizin oğlunuz yok diye biliyordum ben.”</p>
<p>“Var, ama kimse bilmiyor. Doğduğunda onu orman elflerine göndermiştim, gerçeği oğlum da bilmiyor. Çünkü çok önemli bir sırrı koruması gerekiyor, onu Reven’de tutamazdık. İsmini Moonwhisper koymuştum, çünkü doğduğunda gökteki aydan bana bir fısıltı ulaşmıştı: Onu koru demişti bana.”</p>
<p>Bu gitgide saçmasapan fantastik bir klişeye doğru ilerliyor, diye düşündü Caster ama bir şey demedi.</p>
<p>***</p>
<p>Üç saatin sonunda tünelden çıkmışlardı ve orman elflerinin yaşadığı bölgeye doğru ilerliyorlardı vahşi doğanın hüküm sürdüğü ormandan geçerek.</p>
<p>“Ne zaman gerçeği öğrenecek, oğlunuz Moonwhisper?” diye sordu Caster.</p>
<p>“Gerekmedikçe öğrenmeyecek.” diye yanıt verdi Efla.</p>
<p>“Bu çok saçma, orman elfleriyle yaşayan oğlunuzun yanına gidiyoruz ve ona hiç bir şey demeyecek misiniz?” dedi sesini yükselterek Caster. Ama bir ıslık gibi ilerleyen bir ok ayağının dibine saplandı.</p>
<p>“Orman elfleri, buralara kadar gelmezlerdi genelde.” dedi şaşırarak Efla.</p>
<p>“Dikkat edin…” diye uyardı Caster, ama ok Efla’nın tam kalbine saplanmıştı. Caster şaşırmıştı, bu kadar hızlı yay kullananı takdir etmeyi bile bir an için düşünmüştü. Yerde yaralı bir halde duran Efla’nın yanına gidiyordu ki üç orman elfi ortaya çıktılar yaylarıyla.</p>
<p>“Geri dur…” dedi genç bir orman elfi Caster’a tehditkar bir ses tonuyla.</p>
<p>Aynı kralın gençliği, diye düşündü Caster. Karşısında duran bir orman elfi olamazdı, yüksek elflerin asil duruşuna sahipti ve yüzü aynı elf kral Gulthar’ı andırıyordu.</p>
<p>Efla ölümünün yakın olduğunu hissediyordu. Ona oku atan elfe seslendi: “Oğlum, çok güçlü ve cesur olmuşsun… Seninle…”</p>
<p>Sözleri yarım kalmıştı. Orman elflerinden biri Efla’nın konuştuğu elfin yanına giderek: “Ne dedi sana, Moonwhisper?” diye sordu.</p>
<p>“Sadece saçmaladı.” diye yanıt verdi Moonwhisper.</p>
<p><strong>5. Bölümün Sonu</strong></p>
<p><strong><br />
</strong></p>
<p><strong>Gelecek bölümde…</strong></p>
<p>Moonwhisper, Gulthar’ın oğlu mu?</p>
<p><em>“Buna inanmamı bekleyemezsiniz. Ben babamı öldürmüş olamam.”</em></p>
<p>Orman elfleri Caster’a ne yapacaklar?</p>
<p><em>“Sadece tek bir alternatif var bu durumda, bay insan büyücü. Ya öleceksiniz ya da bu durumu düzelteceksiniz.”</em></p>
<p><strong>“Büyücü Savaşları” </strong>6. bölümüyle çok yakında…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.frpworld.com/blog/2010/02/buyucu-savaslari-5/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
