KIRILGAN – 8
KIRILGAN
Yazarlar: Gürhan ÖZTÜRK & Damla ENGİN
8. Bölüm
(Bir saat önce)
Nina beş aydır bu malikanede çalışıyordu. Koca malikanede sadece kendisinden başka bakması gereken hasta, yaşlı bir kadın vardı. Eski fotoğraflara baktıkça aslında eskiden bu malikanede bir sürü kişinin yaşadığını anlamıştı, ama şimdi bu kadar insan nereye dağılmıştı bilmiyordu. Ona tek söylenen yaşlı kadının her türlü sorunuyla ilgilenmesiydi ki yaşlı kadın sessiz ve sorun çıkartmayan biriydi.
İşvereninin bugün malikaneye geleceğini öğrenmişti, bu yüzden etrafı temizlemeye karar verdi. Ne de olsa yaşlı kadının odası, mutfak ve banyo dışında geri kalan elliden fazla odaya hiç ayak basmıyordu. Bu yüzden çok tozlanmıştı odalar.
Yaşlı kadının ellerini siliyordu. Güleryüzle: “Bay Tekir sizi ziyarete geliyormuş, efendim.” diye haberi verdi. Yaşlı kadın ise her zamanki gibi tepkisizdi. Tekerlekli sandalyesinde oturuyordu.
Bay Tekir, yüzden fazla şirketin sahibi ünlü bir iş adamıydı. Ama yatırımlarını genelde bilimsel araştırmaları için kullanırdı. Genetik hastalıklar, kök hücre tedavisi, kanser araştırmaları gibi konularda kendini geliştirmişti. Biyoloji bölümü mezunuydu, aynı zamanda bankacılık bölümünü de okumuştu. Bunların dışında edebiyat ve tarihle de ilgileniyordu.
Bayan Karina da araştırmaları için kullandığı deneklerinden biriydi. Milyonda bir rastlanılan bir genetik hastalığı vardı kadının ve tedavisi olmayan bir hastalıktı en azından şu ana kadar.
Bu eski malikanede Bayan Karina’yı rahat ettirmeye çalışıyordu. Gözlerden uzaktı aynı zamanda, çünkü yaşlı insanları bilimsel araştırmalarında illegal bir şekilde denek olarak kullandığı ortaya çıksa bir sürü suçlama ile karşılaşırdı. Bu nedenle de Almanya’dan özel olarak Nina’yı getirmişti.
Bay Tekir odaya gelince Nina izin isteyerek odadan ayrıldı. Gözlüğünü ceketinin cebine koyduktan sonra yaşlı kadına ilgisizce baktı ve bir sürü kadını izledi. Kadın odada birinin olup olmadığını bile anlamıyor gibiydi.
“Buradasınız değil mi? Sizleri hissedemiyor olsam da biliyorum.” diye konuştu odada gezinirken Bay Tekir.
Tepki yoktu. Kadının nefes alıp almadığı bile anlaşılmıyordu. Adam sonunda sinirlendi ve arka cebinden tabancasını çıkarttı, yaşlı kadını hedef alarak: “En sonunda bana yanıtı vereceksiniz…” diye bağırdı.
Bir süre sonra ise tabancayı tutan sağ eli titremeye, ardından da burnu kanamaya başladı. Yaşlı kadının tepkisiz gözleri adamın üzerindeydi.
Ne kadar istese de kadını vuramıyordu, en sonunda öfkeyle bağırdı ve tabancayı ateşledi. Yakınındaki sehpanın üzerinde duran ufak heykeli vurdu. Heykel ufak bir deveydi, devenin kırılan kafası adamın ayağına kadar yuvarlandı.
Nina ise korkuyla içeri girdi. Adam tabancasını geri koyduktan sonra bir süre ne yapacağını bilemez bir halde baktı. O sırada aklına aniden bir şey gelmiş gibi telefonuna sarıldı.
“Ambulans tamam mı?”
“Elbette, üç kişiyi halletmek kolaydı. Sorun çıkartmadılar.” dedi karşı taraftaki.
“Liste güvende mi peki?”
“Evet, merak etmeyin zamanı gelince emaneti teslim edeceğim.”
“Unutma, bu iş sandığından daha tehlikeli olabilir, Oğuz.”
“Merak etme, patron. Tehlikeli olmasaydı zaten kabul etmezdim bu işi.”
Ardından hemen birini daha aradı: “Meltem, başlıyoruz.”
“Tamam, Gürhan. Evde bekliyorum. Adamların beni almaya gelebilir.”
(Şimdi)
Oğuz, Cem’i kandırarak buraya kadar başta silahları olmak üzere gerekli malzemelerinin taşınmasını sağlamıştı. Cem çalıştığı hayvanat bahçesine götürmesi gereken yükler olarak bildiklerinin arasında bir bomba olduğunu görünce afallamıştı.
Tabancasını telefon konuşmasını bitiren Kerem’e doğrulttu: “Patronumun bahsettiği liste bende.”
Damla biraz da korkuyla geriye çekilmişti, Doktor’un arkasına saklanmıştı. Endişeli bakışları çevreyi tarıyordu.
Cesetlerin bulunduğu yerden tekrar o tanıdık hışıltılar gelmeye başlamıştı. İsmi Baran olan, Kerem’in kurtardığı yaralı genç korkuyla: “Vampirler geri döndüler.” diye bağırdı.
Oğuz ise Baran’ı kenara iterek cesurca ilerledi ve herkesin gözü önünde cesetlere musallat olan yaratığa ateş açtı. Yaratık üç kurşuna dayanamamıştı ve kanlar içindeki cesedi yere düşmüştü.
Kerem: “Onların neyin nesi olduğunu biliyor gibisin.” dedi hemen, çünkü Oğuz neyle karşı karşıya olduğunu biliyor gibi hareket ediyordu.
“Elbette, onlar hastalanmışlar. Bir zamanlar ben de onlar gibiydim, ama şimdi sağlığıma tekrardan kavuştum. Şu anda da beni kurtaran kişiye hizmet ediyorum.”
Tags: Kırılgan
5 comments so far
Leave a reply