KIRILGAN – 4
KIRILGAN
Yazarlar: Damla ENGİN & Gürhan ÖZTÜRK
4. Bölüm
(Bir ay önce)
Aynaya bakıyordu. Dört aydır güneş görmeyen yüzü iyice soluklaşmıştı. Norveç’in en kuzeyindeki Vadsø’da altı ay gece, altı ay gündüz yaşandığı için dört aydır gün ışığını görmüyordu. Ama bundan hiç şikayetçi değildi, zaten güneşle hiç bir zaman arası olmamıştı. Şimdi gümüş çarçeveli aynanın içinde kendi soluk aksi gözlerine çok hoş görünüyordu, tıpkı gotik resimlerdeki kızlara benzemişti.
Sevgilisi Alexander da aynı şeyi düşünmüş olacak ki, aynada kendisini izleyen kıza sarılıp omzuna bir öpücük kondurdu.
“Sevgine sahip olduğum için çok şanslıyım.”
Damla gülümsedi, ama Alexander yüzündeki pişmanlık ifadesini fark edememişti.
Beş senedir buradaydı, çalışmak için gelip burada kalmıştı. Sonunda Alexander ile tanışıp evlenmişti. Ama yine de mutsuzdu, Alexander kendisini ne kadar sevse de… Bir şeyler eksik gibiydi…
(Şimdi)
Gözlerinin önünde süzülen bir hayal vardı, gümüş çerçevenin içinde soluk tenli bir kız. Arkasında ona sevgiyle bakan nefes kesici yakışıklıkta bir erkek duruyordu. Yavaş yavaş anımsadı. Bu kendisiyle, Alex’ti…
En son, tam anlamıyla ona ihanet edecekti, buna karar vermişti. Gerçi bunu neden yaptığını da bilmiyordu. Konstansinos ile anlaşmışlardı, bir yerde buluşacaklardı. Sonra Alex’e yeni bir seminer olduğunu ve yola çıkacağını söylemişti.
Otobüs buzda giderken bir şeyler olmuştu. Şimdi bilinci iyice yerine otururken, gözlerinin önündeki görüntü siliniyordu, sonunda ışık kirpiklerinin arasından girdiğinde istemsizce ürperdi. Gün ışığı olması çok tuhaftı…
Gözlerini açtığında çevredeki parçalanmış arabalarla perişan insanları gördü. Ayağa kalkmak istedi, ama sanki vücudundaki her hücre ağrıyordu. Bir kaç kere gözlerini kırpıştırdı, aklı gidip geliyordu, boğazı da kupkuru olmuştu
Sonunda dudaklarından hafif bir inilti çıktı…
Kerem küçük kızı kaza yerine geri götürüyordu. Küçük kız uyumuştu. Kaza yerinde ise hareketlilik vardı. İnsanlar yaralarıyla ilgilenmeyi bırakmış, ölüleriyle ilgileniyordu artık. Ölenleri bir araya getirmeyi önerenler vardı, bazıları ise buna karşı çıkıyordu. Arada hırsızlıklar da oluyordu ve bazıları ceplerini bayağı değerli bir takım eşyalarla doldurmayı başarmıştı bile şimdiden.
“Ölüler dibimizde olduğu sürece gece olduğunda o ucubeler yine bize sataşacaktır. Onları gördün, vampir olmayabilirler belki insansı garip bir hayvandırlar. Yine de bu tehlikeli oldukları gerçeğini değiştirmiyor.” diye bağırdı yaşlı bir adam. Sakallı, bira göbeği giyindiği kalın paltonun ardından bile kendini belli eden bir görünüşü vardı ve ağzı biraz kokuyordu.
“Saygısızlık etme, burada sevdiklerini kaybeden insanlar var ve eminim üzerimizden yakında bir kurtarma helikopteri geçecektir.” diye belirtti kumral saçlı bir kadın.
“Bu kadar Polyannacı olamıyorum, kusura bakmayın hanım efendi.” diye karşılık verdi sakallı adam.
Kerem, küçük kızı yere bırakınca küçük kız hemen ölmüş annesinin yanına koştu. Kerem ise kavga eden kişilere baktı umutsuzca. Daha şimdiden anlaşmazlıklar çıkıyor, kim bilir ne kadar süre burada mahsur kalacağız diye düşündü.
Sonra otobüsün yakınlarında acıyla inleyen bir kadının sesini duydu ve ona yardım etmek için koştu. Elini uzattı: “Kalkmanız için yardım edeyim, ben doktorum.”
Kadının öyle ağır bir yarası yok gibiydi. Kerem içgüdüsel olarak içinden gerçekten de güzel bir kadın diye düşünmeden edemedi.
“Benim adım Kerem, acaba isminizi öğrenebilir miyim?”
Kadın hala şokta gibiydi, Kerem’e bakarak fısıltı dolu bir sesle: “Adım… Adım Damla.” dedi.
Tags: Kırılgan
3 comments so far
Leave a reply