KIRILGAN – 3
KIRILGAN
Yazarlar: Damla ENGİN & Gürhan ÖZTÜRK
3. Bölüm
(Bir ay önce)
Kerem tanınmış bir kardiyologdu ve zengin bir iş adamının ricası üzerine Amerika’ya acil olarak gitmişti yakın zamanda, zengin iş adamının eşinin kalbinde bir sorun vardı ve diğer doktorlara göre artık ameliyat için geç kalınmıştı ama Kerem bu konuda uzman bir doktordu ve sonunda ameliyat başarılı geçmiş, kadını kurtarmıştı. Ama sorun bu değildi, Amerika seyahati öncesinde kız kardeşi rica etmişti gitme diye, çünkü babaları ağır bir hastalık geçiriyordu ve yakında öleceği de açıktı. Yine de hem kazanacağı paranın hem de bir doktor olarak elde edeceği şöhretin hırsıyla babasını ölüm döşeğinde yalnız bırakmıştı ve babası da oğlunun veda etmeden gitmiş olmasına çok üzülmüş, kimseyi yanına istememişti bir daha. Sonunda da yalnız başına hasta yatağında ölmüştü.
Cenaze töreni de yapıldıktan sonra anca Kerem geri dönebilmişti yani öz babasının cenaze işleriyle bile ilgilenememişti çünkü zengin bir iş adamının eşinin hayatını kurtarmasının ardından Amerika’da bir kaç ödül törenine katılmış ve ona teklif edilen hiç bir röportajı da geri çevirememişti.
Babasının mezarının başında pişmanlık dolu sözler nafileydi, artık babasından özür dileyemezdi. Sessizce dua ediyordu, sarışın, otuzlu yaşlarında, yeşil gözlü bir kadın da onun yanına gidiyordu. Gelen kız kardeşiydi.
“Kimseye haber vermeyince buraya geleceğini tahmin ettim.” dedi kız kardeşi.
“Buraya geleceğimi anlayacağını biliyordum zaten, Meltem.”
“Biliyorsun, sen onun en sevgili oğluydun ve ne yaparsan yap sana kızgın olamazdı. O daha çok suçu kendinde aramıştı.”
“Keşke son bir kere olsun konuşabilseydim onunla”
“Seni bir yerlerden izlediğini biliyorsun, seni duyuyor olmalı ağabey.”
Kerem başını yukarı çevirdi ve ağlayarak: “Beni affet baba, istediğin gibi bir evlat olamadım ve seni hayal kırıklığına uğrattım.”
(Şimdi)
Kerem karların arasında soğuktan üşümüş elleriyle titrerken bulmuştu küçük kızı. Ağlıyordu sessizce. Küçük kızı kucağına aldı hemen ve montunu çıkartıp kızı ısıtmaya çalıştı. Güneş bulutların arasına arada bir çekiliyordu ama yine de etraf fazla soğuk değildi. Belli olmazdı ama, öğlene kar yine başlayabilirdi.
“Biliyorum, annem bir daha gözlerini açmayacak değil mi?” diye sordu ağlayarak kız.
“Çok zor bir durum senin için bu yaşta hele, ama dayanmak zorundasın ve sana bir sır söyleyeyim mi, çoğu kişinin bilmediği?”
“Neymiş o sır?”
“Annen şu anda daha iyi bir yerde ve oradan seni izliyor, koruyor ve sen gülümsedikçe gülümsüyor, sen ağladıkça o da üzülüyor seninle beraber.”
Küçük kız gökyüzüne baktı ve: “Benim yüzümden oldu, oyuncak bebeğimi elinden düşürdü diye ona kızmıştım ve o da yere eğildi. O sırada arabalar birbirine girmeye başladı, çok korkunçtu. Annem ne olduğunu anlayamamıştı ve başını kaldırdığında çok geç kalmıştı. Arabanın ön camından fırlamıştı. Korkudan bir süre yanına bile gidememiştim.” diye anlatmaya başladı.
“Hişt, yorma kendini. Geçti Artık. Senin suçun değildi, bunu biliyorsun ve en önemlisi annen de biliyor.”
Küçük kız doktora iyice sarıldı. Kerem küçük kızı kucağında taşıyordu ve kaza yerine geri dönüyorlardı. Küçük kız uykulu gözlerle: “Ah, bir deve var şurada.” dedi.
Kerem gülümseyerek: “Develer çöllerde yaşar bunu bilmen lazım.” dedi.
Ama küçük kız ileriyi göstererek: “O zaman bu deve yolunu kaybetmiş olmalı.” dedi. Kerem arkasını döndüğünde gerçekten de bir devenin karlı zeminde ağır aksak bir biçimde yürüdüğünü gördü, ardından sisin içinde kaybolmuştu.
O sırada uzakta bir yerde yaşlı kadın örgüsünü örmeye devam ediyordu ve öksürüğü de artmıştı. Öksürmeden duramıyor ve zor nefes alıyordu. Yine de örmeye devam ediyordu inat edermiş gibi.
Tags: Kırılgan
4 comments so far
Leave a reply