Kar ve Kan – 3
..Kar ve Kan Önceki Bölümlerde..
Yaxley’in ölümü,
“Güle Güle Ivan.”
Uyanış, başka bir silah, kurulmuş bir komplo ve bir isim Ivan….
ve Dışarda yağan kar arkasında bıraktığı kan
Kar ve Kan üçüncü bölümüyle devam ediyor….
Kar Ve Kan
Bölüm 3- Ziyaret 29. aralık 2007 / 18:30
Ara sokakta rüzgar esiyordu, New York Times’ın eski bir sayısı ayaklarının dibinde uçarken gözü bir varil içindeki ateş ile ısınmaya çalışan ihtiyara takıldı. Kendi kan damlamış pardösüsüne bakan Ivan, üşümeyi bu adamdan daha fazla hak ediyorum diye düşündü. Adamın yanından geçip sokağa ilerlerken paltosunu adamın önüne bıraktı, buz gibi soğuk içine işlerken üzerinde sadece mavi ceketi vardı.
Sokağa vardıktan sonra kararmaya başlamış havada ilerlerken onu merak edecekleri düşüncesi aklından geçti. Claude’u mu aramalıydı, bilmiyordu. Bir an ceketinden kapaklı cep telefonunu çıkardı, arayan numaralarda, dokuz kez Claude, iki kez Patronu Lauvre, bir kez de Michelle aramıştı. Michelle onu niye aramıştı ki, meraklandı.
Claude Rains, çok sevgili görünmez hacker, onu araya bilirdi ne de olsa şefiydi. Büyük Patronun iki kez araması onu düşündürmüştü ama lanet olası bir kurşun kafasına delik açmıştı ve en az 8 saat uyutmuştu onu. Şimdi ise arabasına yürürken, -bir opel vectraydı.-
Bunları düşünüyordu. Arabaya birkaç metre kala, kilitleri uzaktan kumanda ile açtı. Arabaya girdiğinde torpido gözünden bir cep telefonu, ve eski coltuna benzer ama daha yeni görünümlü bir tabancayı aldı hızla kapattı. Tabancayı diğer magnumu koyduğu yerin yanına koyan İvan, arabayı çalıştırdı.
New Yorkun, sıkışık trafiğinde, bir yere gitmek bir işkenceydi. Arabayı, hızlı ve seri hareketlerle süren İvan’nın gitmek istediği yer şehrin içi değildi. Şehrin dışındaki, güzel müstakil evlere doğru sürdü arabasını vitesi ikiden üçe üçten dörde hızla atarak. Michelle, onu neden aramıştı, içini kemiren soru buydu. Ona da mı saldırmışlardı içindeki korku dahada şiddetlendirdi arabasını dörtten beşe attı.
En sonunda hızla Michelle’in evine vardığında, başındaki zonklama hala şiddetini sürdürmekteydi. Arabadan çıkarken bir an başı döner gibi oldu, arabaya zor bela tutundu. Biraz duraksadıktan sonra Birkaç aspirin daha almam gerek diye düşünerek, bir eli tabancasında Michelle’in kapı zilini çaldı.
Üç kalp atımı süresi boyunca bekledikten sonra kapı açıldı. Kapıyı açan Michelle’di, İvan derin bir iç çekti elini tabancadan çekti. Görünüşe göre Michelle tam bir yere gidecekken kapıyı çalmıştı, güzelce taranıp fön çekilmiş saçları , hoş makyajı şaşkın yüzü bunun göstergesiydi. Hoş kendisi korkunç görünüyor olmalıydı.
“Burada ne arıyorsun Richard ? Yaralandın mı ? Ne oldu ?” dedi güzel kadın onun başını incelerken. Bir soru sormayın diye düşünüyordu İvan o sırada, her kadın böyle miydi ? bir şeyi de merak etmeyin.
“İçeri girebilir miyim Azra Hanım ?” dedi İvan uzun zamandır hiç kullanmadığı Türkçe’si ile
Güzel Kadın Michelle ya da Azra sonuçta ikiside aynı kişiydi önce şaşkınlıktan ağzı bir o şekline dönüştü ardından kaşlarını çattı. “Bana Azra demeyi kes !” dedi ve onu içeri buyur etti. “Burada ne arıyorsun ?”
“İş” dedi İvan sakince, Başını ovuşturup etrafa bakarak içeriye girdi. “Kendi ana dilinden bu kadar nefret etmenin sebebi ne?”
“Burada o dili konuşmak kendimizi belli etmek olur. Burada sen Richard Fox’sun ben de Michelle Williams.”dedi güzel kadın kapıyı kapatırken “Bunu bildiğini sanırdım, Mehmet.”
Mehmet mi ? O çok eski bir adı, çocukluk adı. Bu pis işere bulaşmayan henüz masum bir çocuğun adı… Esi günlerden sıyrılmaya çalışan İvan, başının zonklamaması için mırıldanırken Azra’nın ona takılmasını pek umursamadı. Azra’nın siyah deri koltuğuna gömüldü. “Şu aralar İvan adını kullanacağım.” dedi sadece.
Kadın içeriden ona aspirin ve su getirirken, bu ani ziyaretin intikamını almak ister gibiydi. “Hayret, her kar yağdığında eski günlerin hatırına mı kullanacaksın İvan adını ?”
İvan’ın yeşil gözleri sertleşti. “Hiçbir zaman o adı kullanmak istemediğimi biliyorsun Azra, O görevi istemediğimi de biliyorsun.”
Bu sözler Azra da ciddileşti eğilip yaraya baktı aspirin ile suyu İvan’a verdi. İvan, hemen aspirini yutup suyu içerken Azra hala yarayı inceliyordu. “Bu nasıl oldu ?”
“Ne izine benziyor.” dedi İvan ters ters., “Biri Yaxley’i öldürdü ve beni öldürmeye çalıştı ama şansıma ıskaladı.” dedi İvan ayağa kalkarak oda da dolaşmya başladı. “Sevkıyatı yapamadım. Tablolar, artık bir işe yaramazdı.”
“Peki, bu durumdan Bay Lauvre’nin haberi var mı ?” diye sordu Azra, karşı koltuğa oturarak.
“Yok” diyerek cebinden cep telefonunu çıkardı, sonra karar değiştirdi. Onun bu durumunu anca Claude anlayabilirdi. “O iş sonra, önce Claude ile konuşacağım.”
“Onla niye konuşacaksın ki.” diye tersledi onu Azra, iz sürme dersinde Claude ona çok bağırdığı için onu o günden beri sevmiyordu ama İvan Claude’u severdi, ona Kara Kuledeki Cort’u hatırlatırdı bazen. Arkadaşı ise hala konuşmaya devam ediyordu. “Sakin ol Mehmet. Ölümden kurtulduğuna sevin, bu olayın bizim kurumla alakası yok. Yaxley’in alacak verecek davasıdır.” diyerek ona bahaneler sunuyordu.
İvan, bunları duymuyordu bile. O dediğini yapan bir adamdı onun istediği intikamdı.
“Adımı o yüzden biliyordu değil mi ? İvan adını bugün nostalji olsun diye mi kullandığımı mı zannediyorsun.” dedi sesi sertti ve bakışları ahşap vernikli masada. “Bu olayın arkasındakileri öğreneceğim Azra, şimdi bana yardım mı edeceksin engel mi olacaksın ?”
Leave a reply