Archive for Şubat, 2010

12
Şub

Büyücü Savaşları – 6

   Posted by: catboy    in Hikaye

“Büyücü Savaşları”nın önceki bölümlerinde…

Elf kralı Gulthar, iç savaşın çıkmasına engel olması için büyücülerden yardım istemişti, ancak büyücülerin Reven’e gelmesi asi elfleri iyice kızdırmıştı…

“İç savaşın çıkması an meselesi.”

Büyücü heyetinin başında deneyimli büyücü Caster vardı…

“Belki de onlara istediklerini vermelisiniz.”

Büyücüleri Reven’e çağıranın aslında elf kralının görünümünde olan Aegron isimli bir kızıl elf olduğu ortaya çıkmıştı…

“Şimdi onlardan önce hazineyi biz bulmalıyız. O insan büyücü artık benim en başından beri elf kralı olmadığımı öğrenmiştir.”

Caster, Efla isimli ölmüş bir elfin bedenine yerleşmiş olan elf kralı Gulthar’ın, orman elfleriyle birlikte yaşayan oğlu Moonwhisper’a ulaşmasına yardım etmişti, ama babasını tanımayan Moonwhisper özbabasını öldürmüştü…

“Oğlum, çok güçlü ve cesur olmuşsun… Seninle…”

“Ne dedi sana, Moonwhisper?”

“Sadece saçmaladı.”

“Büyücü Savaşları” devam ediyor…

6. Bölüm “Illyra”

Caster orman elflerini takip ediyordu, başka çaresi de yoktu zaten. Arkadan gelen bir grup orman elfi de Efla’nın cesedini taşıyordu. Aslında o elf kral Gulthar’ın ta kendisiydi, ama kimseyi buna inandıramazdı Caster, kralın özoğlu olan Moonwhisper’ı bile.

Yarı-elf Edmond, orman elflerinin reisi, onları bekliyordu. Reis, kral ile aynı anlama geliyordu ama orman elfleri “kral” sözcüğünü soğuk buldukları için daha samimi olan “reis” sözcüğünü kullanırlardı.

“Beni dinlemelisin, Moonwhisper. Gerçeği öğrenmek gerekiyor, demin öldürdüğün kişi aslında yüksek elf kralı Gulthar idi ve sen de onun öz oğlusun.” diye fısıldadı Caster, Moonwhisper’a.

“Buna inanmamı bekleyemezsin, öz babamı öldürmüş olamaz.” dedi Moonwhisper ve daha fazla büyücünün saçmalıklarını dinlememek için yanından ayrıldı.

“İnsan büyücü ve öldüğü halde bedeninden yayılan enerjiye bakılırsa bir kızıl elf, biliyor olmanız gerekirdi, bu bölgeye girilmesi yasaktır, hele hain elflere hiç izin veremeyiz.” diye söze başladı Edmond.

Ne de uzun devrik cümleler kuruyor bu, diye içinden düşündü Caster. Ardından: “Yine de bu hemen yaylarınızı bize doğrultmanızı haklı çıkartmaz.” diye kendini savundu.

“Burada bizim yasalarımız geçerlidir.”

“Peki, bana ne yapacaksınız?”

“Bizim yerimizi gördün, buradan ayrılmana izin veremeyiz. Üzgünüm, bay büyücü.”

“Ne demek şimdi bu? Orklar bile daha mantıklı karar verirlerdi bu durumda, beni sırf sizin üstlerine sinekler tünemiş kutsal ahşaptan binalarınızı gördüm diye öldüremezsiniz.”

O sırada insan bir korucu koşturarak yanlarına geliyordu. Elfler onun geçmesine izin verdiler. Korucu: “Saygıdeğer reis, burada neler olduğunu söyler misiniz?” diye sordu.

“Merak etmeyin, genç korucu. Bölgemize izinsiz girmiş bir büyücü sorunumuz var da sadece.” diye yanıt verdi reis.

Korucu, Caster’a bakarak: “Bu gerçekten de inanılmaz. Caster! Büyücü şapkasının altında kurbağaları gizlice okuluna sokmaya çalışırken her seferinden yakalanan dikkatsiz kuzenimin burada ne işi var?” dedi şaşkınlıkla.

“Illyra! Korucu olmak için on yaşında gizlice evden kaçan doğa aşığı kuzenimin esas ne işi var burada?” diye karşılık verdi Caster.

“Illyra, lütfen bana yardım et. Anlatmaya çalışıyorum, inanmıyorlar. Gulthar ile buraya varmaya çalışıyorduk, ama orman elfleri bize saldırdılar ve Gulthar öldürüldü. Bir kızıl elf ile onun gnom yardımcısı da kralın oğlu Moonwhisper’a zarar vermeyi planlıyorlar.” diye anlattı Caster, başından geçenleri.

“Gulthar mı? Nedenen baştan bana bunu söylemedin ki?” dedi Edmond sinirle ve orman elfleri tarafından getirilen Efla’nın cesedine yaklaştı. Bir kaç dakika onun başında bekledi, sonra da: “Büyücü haklı, gerçekten de yüksek elf kralıymış.” diye belirtti.

Moonwhisper, kaskatı kesilmişti ve bir şey diyemiyordu. Illyra, Moonwhisper’ın yanına geldi ve onu sakinleştirmeye çalıştı: “Bunu bilmiyordun.”

Moonwwhisper bir şey demedi, ağlamıyordu da ya da en azından ağlamamak için uğraşıyor gibiydi. Caster, Edmond’a dönerek: “Bir şeyler yapılamaz mı?” diye sordu.

Edmond ciddiydi: “Sadece tek bir alternatif var, bay insan büyücü. Ya öleceksiniz, ya da bu durumu düzelteceksiniz.”

6. Bölümün Sonu!


Not: Maceranın ilk kısmı böylece bitmiş oldu. Devamı eğer istenirse gelecektir, ama yorumlara bağlı bir durum bu…

Tags: ,

8
Şub

Büyücü Savaşları – 5

   Posted by: catboy    in Hikaye

“Büyücü Savaşları”nın önceki bölümlerinde…

Elf kralı Gulthar, iç savaşın çıkmasına engel olması için büyücülerden yardım istemişti, ancak büyücülerin Reven’e gelmesi asi elfleri iyice kızdırmıştı…

“İç savaşın çıkması an meselesi.”

Büyücü heyetinin başında deneyimli büyücü Caster vardı…

“Belki de onlara istediklerini vermelisiniz.”

Bir gnom olan Lydronk, elf kralını kaçırınca kızıl elf olduğundan şüphelendiği Efla’dan yardım almak zorunda kalmıştı…

“Siz aranızda sorunları çözerken ben elf kralını kaçırabilirim.”

“Kralı kurtarmamız gerekiyor, sanırım.”

Büyücüleri Reven’e çağıranın aslında elf kralının görünümünde olan Aegron isimli bir kızıl elf olduğu ortaya çıkmıştı ve Lydronk da görünüşe gore onun yardımcısıydı…

“Şimdi onlardan önce hazineyi biz bulmalıyız. O insan büyücü artık benim en başından beri elf kralı olmadığımı öğrenmiştir.”

“Elf kralını öldürüp onun yerine geçmeniz ve ardından insan büyücülerden yardım istemeniz çok akıllıca bir davranıştı, Aegron efendimiz.”

“Büyücü Savaşları” devam ediyor…

5. Bölüm “Moonwhisper”

Efla ve Caster, Lydronk’un saraydayken kalmış olduğu misafir odasındaydılar. Lydronk görünüşe göre, elf kralı Gulthar’ın ölü bedenini dolabında bunca zaman saklıyordu. Yanılsamalarıyla tanınan bir gnom için oldukça kolay bir görevdi.

“Kızıl elf ırkından hain bir büyücü, elf kralı Gulthar’ı öldürdü. Lydronk da gerçek ortaya çıkmasın diye elf kralını dolabında sakladı. Ardından kızıl elf büyücü, kralın görünümünü alarak Mithas’ın insan büyücülerini çağırdı. Sanırım amacı elf kralının öldürülmesini insanlara atmaktı.” diye açıkladı Efla.

“Gulthar öldü ve sen bunu biliyorsun. Peki o eylem neyin nesiydi? Elfleri kışkırtıp sarayın önünde kralınla görüşme talep edeceğine en baştan gerçeği birilerine anlatsaydın ya?” dedi Caster sinirle.

“Bu o kadar kolay değil, bana inanan olmazdı. Lydronk’u gördün, oldukça etkileyici büyüleri var. Elflerin zihinlerine girip istedikleri gerçekliğe inanmalarını sağlayabilirdi, beni bir iblis gibi gösterirdi ve sonra halkım tarafından öldürülebilirdim.”

“Halkım dedin…” diye belirtti Caster ve o anda gerçeği de anlaması bir oldu. Efla’nın karşısında ne yapacağını bilemeden eğildi, aslında böyle bir saygıya gerek yoktu bir insan büyücü olduğunu da hesaba katarsak. Yine de böylesi bir olay, büyü tarihine altın harflerle kazımacak cinstendi.

“Kral Gulthar, sizsiniz…” dedi Caster, ölü bedeni dolabın içinde olabilirdi ama karşısındaki elf kralı Gulthar’ın yeni bedeniydi. Bu aynı zamanda sarayın önünde ilk kez Efla ile karşılaştığında neden onda bu kadar yoğun bir büyü hissettiğini de açıklıyordu.

“Zihninizi başka bir bedene aktardınız anladığım kadarıyla. Bu çok güçlü bir büyüdür, gerçekten de muazzam bir büyü yeteneğiniz var…” diye hayretle konuşmasına devam etti Caster.

“Aegron isimli bu kızıl elf belki gerçekten de güçlü bir büyücüydü, ama yine de beni öldürebilecek kadar güçlü olacağını sanmıyordum. Belli ki başka bir güç vardı bunun arkasında. Ama sonuçta öleceğimi anlamıştım ve zihnimi bedenimden ayırdım ben de.” diye anlattı Efla.

“Bir demirci çırağıydı Efla, herkesin saygı duyduğu ama gece karanlığında ormanda vahşi bir ayının saldırısına uğramıştı. Öldüğü halde kimse bulamadığı için iki haftadır ormandaydı. Zihnimi kendi bedenimden ayırdığımda Efla’nın ölü bedeniyle temas kurdum, ardından Reven’e geri döndüm. Ne de olsa kimse Efla’nın aslında ölmüş olduğunu bilmiyordu, kendimi hemen ortaya çıkartmamaya karar verdim. Benim şeklimde görünen kızıl elfin ise büyücüleri çağırdığını fark ettiğimde harekete geçtim ve bir isyan çıkartıp saraya girmeyi düşündüm. Böylece gerçeği açığa çıkartacak kanıtlara ulaşabilirdim, en basitinden ölü bedenimin nereye saklandığını bulsam da yeterli olacaktı.”

Anlattıkları cidden inanılması imkansız geliyordu kulağa. Efla da bunun bilincindeydi. Caster’a: “İnanmıyorsan anlarım ama gerçek böyle.” dedi.

Caster ise Efla’ya inanıyordu zaten, hele onda hissettiği bu yoğun büyüyü mantıklı bir şekilde açıklamış oluyordu bu gerçek. Caster daha başka bir konuya dikkat çekti: “Öncelikle hala saraydan çıkamadığımızı hatırlatırım. Lydronk yokken kralın bedeni açıkta duruyor ve bizim burada durmamız tehlikeli, elfler burada bizi yakalasa tüm suç Aegron denilen o kızıl elf büyücünün de planlarına uygun olarak büyücülerin üstüne atılmış olacaktır.”

“Takip et beni, sadece benim bildiğim gizli bir tünel vardır. Buradan kısa yoldan Reven’den çıkabiliriz.”

“Peki, nereye gideceğiz?”

“Orman elflerine gitmemiz gerekiyor hem de hemen. Sen de duysun, hazineyi biliyorlar. Onlardan önce biz ona ulaşmalıyız.”

“Hazineyi duymuş olmam hazinenin ne olduğunu da bildiğim anlamına gelmiyor.”

“Hazine, benim oğlum…” dedi Efla ama sonra: “Benim oğlum hazinenin anahtarı.” diye ekledi.

“Sizin oğlunuz yok diye biliyordum ben.”

“Var, ama kimse bilmiyor. Doğduğunda onu orman elflerine göndermiştim, gerçeği oğlum da bilmiyor. Çünkü çok önemli bir sırrı koruması gerekiyor, onu Reven’de tutamazdık. İsmini Moonwhisper koymuştum, çünkü doğduğunda gökteki aydan bana bir fısıltı ulaşmıştı: Onu koru demişti bana.”

Bu gitgide saçmasapan fantastik bir klişeye doğru ilerliyor, diye düşündü Caster ama bir şey demedi.

***

Üç saatin sonunda tünelden çıkmışlardı ve orman elflerinin yaşadığı bölgeye doğru ilerliyorlardı vahşi doğanın hüküm sürdüğü ormandan geçerek.

“Ne zaman gerçeği öğrenecek, oğlunuz Moonwhisper?” diye sordu Caster.

“Gerekmedikçe öğrenmeyecek.” diye yanıt verdi Efla.

“Bu çok saçma, orman elfleriyle yaşayan oğlunuzun yanına gidiyoruz ve ona hiç bir şey demeyecek misiniz?” dedi sesini yükselterek Caster. Ama bir ıslık gibi ilerleyen bir ok ayağının dibine saplandı.

“Orman elfleri, buralara kadar gelmezlerdi genelde.” dedi şaşırarak Efla.

“Dikkat edin…” diye uyardı Caster, ama ok Efla’nın tam kalbine saplanmıştı. Caster şaşırmıştı, bu kadar hızlı yay kullananı takdir etmeyi bile bir an için düşünmüştü. Yerde yaralı bir halde duran Efla’nın yanına gidiyordu ki üç orman elfi ortaya çıktılar yaylarıyla.

“Geri dur…” dedi genç bir orman elfi Caster’a tehditkar bir ses tonuyla.

Aynı kralın gençliği, diye düşündü Caster. Karşısında duran bir orman elfi olamazdı, yüksek elflerin asil duruşuna sahipti ve yüzü aynı elf kral Gulthar’ı andırıyordu.

Efla ölümünün yakın olduğunu hissediyordu. Ona oku atan elfe seslendi: “Oğlum, çok güçlü ve cesur olmuşsun… Seninle…”

Sözleri yarım kalmıştı. Orman elflerinden biri Efla’nın konuştuğu elfin yanına giderek: “Ne dedi sana, Moonwhisper?” diye sordu.

“Sadece saçmaladı.” diye yanıt verdi Moonwhisper.

5. Bölümün Sonu


Gelecek bölümde…

Moonwhisper, Gulthar’ın oğlu mu?

“Buna inanmamı bekleyemezsiniz. Ben babamı öldürmüş olamam.”

Orman elfleri Caster’a ne yapacaklar?

“Sadece tek bir alternatif var bu durumda, bay insan büyücü. Ya öleceksiniz ya da bu durumu düzelteceksiniz.”

“Büyücü Savaşları” 6. bölümüyle çok yakında…

Tags: ,

7
Şub

Kar ve Kan – 3

   Posted by: Walter    in Hikaye

..Kar ve Kan Önceki Bölümlerde..

Yaxley’in ölümü,

“Güle Güle Ivan.”

Uyanış, başka bir silah, kurulmuş bir komplo ve bir isim Ivan….

ve Dışarda yağan kar arkasında bıraktığı kan

Kar ve Kan üçüncü bölümüyle devam ediyor….

Kar Ve Kan

Bölüm 3- Ziyaret                                                              29. aralık 2007 / 18:30

Ara sokakta rüzgar esiyordu, New York Times’ın eski bir sayısı ayaklarının dibinde uçarken gözü bir varil içindeki ateş ile ısınmaya çalışan ihtiyara takıldı. Kendi kan damlamış pardösüsüne bakan Ivan, üşümeyi bu adamdan daha fazla hak ediyorum diye düşündü. Adamın yanından geçip sokağa ilerlerken paltosunu adamın önüne bıraktı, buz gibi soğuk içine işlerken üzerinde sadece mavi ceketi vardı.

Sokağa vardıktan sonra kararmaya başlamış havada ilerlerken onu merak edecekleri düşüncesi aklından geçti. Claude’u mu aramalıydı, bilmiyordu. Bir an ceketinden kapaklı cep telefonunu çıkardı, arayan numaralarda, dokuz kez Claude, iki kez Patronu Lauvre, bir kez de Michelle aramıştı. Michelle onu niye aramıştı ki, meraklandı.

Claude Rains, çok sevgili görünmez hacker, onu araya bilirdi ne de olsa şefiydi. Büyük Patronun iki kez araması onu düşündürmüştü ama lanet olası bir kurşun kafasına delik açmıştı ve en az 8 saat uyutmuştu onu. Şimdi ise arabasına yürürken, -bir opel vectraydı.-
Bunları düşünüyordu. Arabaya birkaç metre kala, kilitleri uzaktan kumanda ile açtı. Arabaya girdiğinde torpido gözünden bir cep telefonu, ve eski coltuna benzer ama daha yeni görünümlü bir tabancayı aldı hızla kapattı. Tabancayı diğer magnumu koyduğu yerin yanına koyan İvan, arabayı çalıştırdı.

New Yorkun, sıkışık trafiğinde, bir yere gitmek bir işkenceydi. Arabayı, hızlı ve seri hareketlerle süren İvan’nın gitmek istediği yer şehrin içi değildi. Şehrin dışındaki, güzel müstakil evlere doğru sürdü arabasını vitesi ikiden üçe üçten dörde hızla atarak. Michelle, onu neden aramıştı, içini kemiren soru buydu. Ona da mı saldırmışlardı içindeki korku dahada şiddetlendirdi arabasını dörtten beşe attı.

En sonunda hızla Michelle’in evine vardığında, başındaki zonklama hala şiddetini sürdürmekteydi. Arabadan çıkarken bir an başı döner gibi oldu, arabaya zor bela tutundu. Biraz duraksadıktan sonra Birkaç aspirin daha almam gerek diye düşünerek, bir eli tabancasında Michelle’in kapı zilini çaldı.

Üç kalp atımı süresi boyunca bekledikten sonra kapı açıldı. Kapıyı açan Michelle’di, İvan derin bir iç çekti elini tabancadan çekti. Görünüşe göre Michelle tam bir yere gidecekken kapıyı çalmıştı, güzelce taranıp fön çekilmiş saçları , hoş makyajı şaşkın yüzü bunun göstergesiydi. Hoş kendisi korkunç görünüyor olmalıydı.

“Burada ne arıyorsun Richard ? Yaralandın mı ? Ne oldu ?” dedi güzel kadın onun başını incelerken. Bir soru sormayın diye düşünüyordu İvan o sırada, her kadın böyle miydi ? bir şeyi de merak etmeyin.

“İçeri girebilir miyim Azra Hanım ?” dedi İvan uzun zamandır hiç kullanmadığı Türkçe’si ile

Güzel Kadın Michelle ya da Azra sonuçta ikiside aynı kişiydi önce şaşkınlıktan ağzı bir o şekline dönüştü ardından kaşlarını çattı. “Bana Azra demeyi kes !” dedi ve onu içeri buyur etti. “Burada ne arıyorsun ?”

“İş” dedi İvan sakince, Başını ovuşturup etrafa bakarak içeriye girdi. “Kendi ana dilinden bu kadar nefret etmenin sebebi ne?”

“Burada o dili konuşmak kendimizi belli etmek olur. Burada sen Richard Fox’sun ben de Michelle Williams.”dedi güzel kadın kapıyı kapatırken “Bunu bildiğini sanırdım, Mehmet.”

Mehmet mi ? O çok eski bir adı, çocukluk adı. Bu pis işere bulaşmayan henüz masum bir çocuğun adı… Esi günlerden sıyrılmaya çalışan İvan, başının zonklamaması için mırıldanırken Azra’nın ona takılmasını pek umursamadı. Azra’nın siyah deri koltuğuna gömüldü. “Şu aralar İvan adını kullanacağım.” dedi sadece.

Kadın içeriden ona aspirin ve su getirirken, bu ani ziyaretin intikamını almak ister gibiydi. “Hayret, her kar yağdığında eski günlerin hatırına mı kullanacaksın İvan adını ?”

İvan’ın yeşil gözleri sertleşti. “Hiçbir zaman o adı kullanmak istemediğimi biliyorsun Azra, O görevi istemediğimi de biliyorsun.”

Bu sözler Azra da ciddileşti eğilip yaraya baktı aspirin ile suyu İvan’a verdi. İvan, hemen aspirini yutup suyu içerken Azra hala yarayı inceliyordu. “Bu nasıl oldu ?”

“Ne izine benziyor.” dedi İvan ters ters., “Biri Yaxley’i öldürdü ve beni öldürmeye çalıştı ama şansıma ıskaladı.” dedi İvan ayağa kalkarak oda da dolaşmya başladı. “Sevkıyatı yapamadım. Tablolar, artık bir işe yaramazdı.”

“Peki, bu durumdan Bay Lauvre’nin haberi var mı ?” diye sordu Azra, karşı koltuğa oturarak.

“Yok” diyerek cebinden cep telefonunu çıkardı, sonra karar değiştirdi. Onun bu durumunu anca Claude anlayabilirdi. “O iş sonra, önce Claude ile konuşacağım.”

“Onla niye konuşacaksın ki.” diye tersledi onu Azra, iz sürme dersinde Claude ona çok bağırdığı için onu o günden beri sevmiyordu ama İvan Claude’u severdi, ona Kara Kuledeki Cort’u hatırlatırdı bazen. Arkadaşı ise hala konuşmaya devam ediyordu. “Sakin ol Mehmet. Ölümden kurtulduğuna sevin, bu olayın bizim kurumla alakası yok. Yaxley’in alacak verecek davasıdır.” diyerek ona bahaneler sunuyordu.

İvan, bunları duymuyordu bile. O dediğini yapan bir adamdı onun istediği intikamdı.

“Adımı o yüzden biliyordu değil mi ? İvan adını bugün nostalji olsun diye mi kullandığımı mı zannediyorsun.” dedi sesi sertti ve bakışları ahşap vernikli masada. “Bu olayın arkasındakileri öğreneceğim Azra, şimdi bana yardım mı edeceksin engel mi olacaksın ?”

5
Şub

Büyücü Savaşları – 4

   Posted by: catboy    in Hikaye

“Büyücü Savaşları”nın önceki bölümlerinde…

Elf kralı Gulthar, iç savaşın çıkmasına engel olması için büyücülerden yardım istemişti, ancak büyücülerin Reven’e gelmesi asi elfleri iyice kızdırmıştı…

“İç savaşın çıkması an meselesi.”

Büyücü heyetinin başında deneyimli büyücü Caster vardı…

“Belki de onlara istediklerini vermelisiniz.”

Caster, elf kralının saldırısına uğramıştı ve diğer büyücü arkadaşlarının öldürüldüğünü fark etmişti.

“Bana ne oldu böyle?”

“Keşke ben de yanıtını bilseydim.”

Bir gnom olan Lydronk, elf kralını kaçırınca kızıl elf olduğundan şüphelendiği Efla’dan yardım almak zorunda kalmıştı…

“Siz aranızda sorunları çözerken ben elf kralını kaçırabilirim.”

“Kralı kurtarmamız gerekiyor, sanırım.”

“Büyücü Savaşları” devam ediyor…

4. Bölüm “Aegron”

“O ufak boylunun kralı kaçırmasına izin veremeyiz.” diye söylendi Caster ve Efla’nın ayağa kalkmasına yardım etti. Efla hala şokta gibiydi, Caster’a bir sure şüpheyle baktı. Ardından: “Haklısın.” diyebildi.

Caster ile Efla, koridordan ilermeye devam ettiler. Koridor hiç bitmeyecek gibi duruyordu. Caster, Efla’dan özür dilemesi gerektiğini düşünüyordu. Eylemci elfleri o kışkırtmış olabilirdi, ama o sonuçta sadece halkın sorunlarını kralına ulaştırmaya çalışan ve belki de yaptıklarında kendine gore haklı olan bir elfti.

“Sanırım senden özür dilemem gerekiyor.” dedi Caster.

“Özre gerek yok, siz büyücüler bazen düşünmeden ağzınıza geleni söyleyebiliyorsunuz. Hele insan ırkına mensup büyücüler daha bir dikkatsiz oluyor, yani sen tam bir insan büyücülerini temsil edecek bir şekilde davranıyordun.”

Tam bir politikacı konuşması, diye düşündü Caster ama Efla’ya bir şey demedi. Sadece gülümsedi ve bir daha da bu konuyu açmadı.

Koridorun sonuna geldiklerinde devasa bir aynayla karşılaştılar. Aynada Caster kendini görünce bir an için ürperdi, hele sırtında taşıdığı üç elmaslı asayı da görünce bir an için kendisini efsanevi büyücü Safiel Persoul gibi hissetti.

Efla, Caster’ın omzuna hızla dokundu ve onu geri çekti: “Bu sıradan bir ayna değil, büyüyü hissetmiyor musun?”

Caster, dikkatini veremediği için kendine kızdı önce. Efla haklıydı, bu aynadan yüksek miktarda sadece büyücülerin hissedebildiği bir tür enerji yayılıyordu.

“O gnomon oyunu bu, yanılsamalarından biri.” diye belirtti Caster.

Aynada beliren Lydronk: “Gerçekten de sandığımdan daha zekisiniz, insan büyücü.” diye konuştu.

“Kralımıza ne yaptın?” diye bağırdı Efla ve ardından sapı gümüş kaplama olduğu parlamasından belli olan kısa kılıcını çıkartmıştı.

“Bunun yanıtını sen zaten biliyor olmalısın, elf. Şimdi benim gitmem gerekiyor, çok geç olmadan hazineyi ele geçirmeliyim.” diye yanıt verdi Lydronk ve birden kayboldu.

“Hazineyi biliyorlar.” diye kalakalmışt Efla.

Caster: “Yanıtını biliyorsun dedi sana. Kralın nerede olduğunu gerçekten de biliyor musun yoksa? Onlarla işbirliği filan mı yaptın sen?” diye sorularını sıraladı. Tekrardan şüphelenmeye başlamıştı Efla’dan.

“Kralın nerede olduğunu en başından beri biliyordum.” dedi Efla sakince.

“Ne demek şimdi bu? Daha açık olursan sevinirim.”

***

Lydronk, elf kralının yanındaydı. Karanlık bir odadaydılar, ama Lydronk elindeki çakmağı yakınca oda biraz olsun aydınlandı.

“Haklıymışsınız, gerçekten de oymuş.” dedi Lydronk, krala.

“Bunu en başından anlamamız gerekiyordu, kahretsin.” dedi Gulthar öfkelenerek ve Lydronk’un omzuna vurdu.

Lydronk yere düşünce oda tekrar karanlık oldu, ama Gulthar elini çırparak odanın ortasında ışık saçan bir kürenin belirmesini sağladı. Ardından da gerçek şekline büründü. Kızıl renkli cübbesiyle ırkını temsil edebilecek güçte büyücü olan bir kızıl elfti.

“Şimdi onlardan önce hazineyi biz bulmalıyız. O insan büyücü artık benim en başından beri elf kralı olmadığımı öğrenmiştir.” diye belirtti kızıl elf.

“Elf kralını öldürüp onun yerine geçmeniz ve ardından insan büyücülerden yardım istemeniz çok akıllıca bir davranıştı, Aegron efendimiz.” dedi saygıyla Lydronk.

“Eğer Efla ortaya çıkmasaydı her şey planlandığı gibi devam edecekti, ama bu aramızda kalacak. Sakın kimseye gerçeği söylemeyeceksin, o öldü diye bilinecek herkes tarafından.” diye uyardı Aegron, gnomu.

“Tabi ki de, efendim.” diyebildi Lydronk.

4. Bölümün Sonu


Gelecek bölümde…

Efla, gerçekten de elf kralının yerini biliyor mu?

“İnanmıyorsan anlarım, ama gerçek böyle.”

Caster, şimdi neye karar verecek?

“Öncelikle hala saraydan çıkamadığımızı hatırlatmak isterim.”

“Büyücü Savaşları” 5. bölümüyle çok yakında…

Tags: ,

4
Şub

Kar ve Kan -2

   Posted by: Walter    in Hikaye

Kar ve Kanın önceki bölümlerinde…….

Sabah, dokuzda ressamı ziyaret eden bir adam…

Bir şirket….

Yaxley,  ölü…..

“Güle güle Ivan…”

 Ardından ateş ve karanlık…..

 

…Kar ve Kan…

Bölüm 2- Uyanış

İvan, keskin bir acı ile koyu karanlıktan uyandı. Başındaki,ağrı dayanılmazdı, gözleri kararıyor, başı dönüyordu. Biraz kendine gelmek için gözlerini kırpıştırdığında gözlüğünün sağ camının parçalanmış olduğunu fark etti. Ardından kendi kanının etrafında yatmakta olduğunu farkına vardı. Acı, hissettiği tek şey başının sağ tarafındaki ağrıydı.Kan ile birlikte gelen bir ağrı.

Hareket etmeğe çalıştığında sağ şakağındaki acı onun bilincini zorladı. Hatırladığı tek ses “Güle güle İvan” dı. Ölümünün sesiydi kuşkusuz neyse ki başını son anda sağa çevirmesi onun hayatını kurtarmıştı. Kendi kanın içinde yatmakta olduğunu fark eden Ivan, yavaş yavaş bu durumdan kurtulmak için başını kaldırdığında yerdeki kanın çoğunun ressam Yaxleye ait olduğunu gördü.

Biraz duraksadıktan sonra elini şakağına götürdü, orada kanlı bir izi fark etti, anlaşılan kurşun kafasını sıyırıp geçmişti. Birden dikkatini elindeki silahı çekti. Bu onun emektar colt’u değildi. Elinde uzun namlulu bir magnum tutuyordu. Bu tuhaf bilmecelere küfretti bir süre. Ardından sol şakağındaki ağrının yavaş yavaş artmakta olduğunun farkına vararak ayağa kalktı.

Kalktıktan sonra sendeleyen İvan zor bela duvara tutunurken bir tabloyu da yere devirdi. Başındaki dayanılmaz ağrıyla biraz düşündükten sonra elinde tablosuyla birlikte ölen Yaxley’e baktı, daha doğrusu göğsündeki üç deliğe. Bu kaçakçı ressamı öldüren ve kendisine şu an dayanılmaz acılar çektiren silahtı.

Sağ camı çatlamış gözlüğünü düzeltirken, katilin kendince bir planı olduğunun farkına vardı. Kendince bir planı vardı; kendisinin sinirlenip Yaxley’i vurmuş sonrada buna dayanamayarak intihar etme süsü vermek istemişti. Hoş ıskalamasa bunu başaracaktı da. Ona bu ıskalamanın bedelini ödeteveğini düşünürken bir yandan da bu “can sıkıcı” durumdan nasıl kurtulacağının bir yolunu bulacaktı.

Ne yazık acı buna büyük bir engeldi. Elindeki Magnumu beline sokup üzerine biraz kanlı gri pardösüsü ile örttükten sonra sendeleyerek ilerdeki lavaboya girdi. Artık çatlamış olan gözlüğünü çıkarıp, biraz baş ağrısıyla mücadele ettikten sonra yarasını yıkadı. Lavabonun yanındaki ilk yardım dolabını açıp içindeki aspirinden dört tane ağzına attı. Ardından yara bandı alarak dikkatle başına yapıştırdı. Kanamanın devam ettiğini görünce de, sargı bezini alarak kafasında iki tur sardı. Ucunu bantla yapıştırdı.

Aynaya dik dik baktığında koyu kumral saçlarının altında beyaz (sağ tarafı biraz kanlanmış) bir sargı bezi ve onun altında şaşkınca bakan açık yeşil gözler Biraz tuhaf görünüyordu ama bunu umursayacak durumda değildi.Kırık gözlüğünü hemen pardösüsünün içine atan İvan, diğer cebinden demir bir kap içinde aynı tip kemik çerçeveli bir gözlük çıkarıp taktı.

Dünyanın netleşmesine sevinen İvan –ki aslında ismi bu değildi- arka kapıya doğru ilerlerken. Katilin ismin, daha doğrusu Rusya ve Ukrayna çevresinde kullandığı ismini nasıl bildiğini merak etti. Yoksa bu Şirketin bir tuzağı mıydı ? Yada başka düşmanların ? Bilmiyordu. Fakat öğrenecekti kafasına koyduğunu yapmasıyla ünlüydü. Yaxley öldürülmüş, kendisini de öldürmeye çalışmışlardı. Sıranın kime geçtiğini merak ediyordu doğrusu ama sirenler buraya varmadan da gitmesi gerektiğini de biliyordu.

Bunun için hızlı adımlarla arkadaki ara sokağa çıkan çıkışa doğru gitti. Köşeyi döndüğünde arka kapının ardına kadar açık olduğunu ve içerisinin karla dolduğunu gördü. İçinden yağan kara küfretti. Bu kar yığını onun ayak izlerini bir tabela dikmiş gibi gösterecekti. Lanet olası kar diye düşündü acı acı. Havanın kararmaya başlamasından burada uzun saatler geçirdiğini anladı. Derin derin iç çekti koyulaşan geceye bakarken derin derin iç çekti.

Her zaman iç güdülerine güvenen İvan, bu günün kar ve kan ile geçmesinin gelecek günler için hiç de iyi olmayacağını düşünerek, dışarıya doğru ilerledi…

3
Şub

Büyücü Savaşları – 3

   Posted by: catboy    in Hikaye

“Büyücü Savaşları”nın geçen bölümünde…

Elf kralı Gulthar, iç savaşın çıkmasına engel olması için büyücülerden yardım istemişti, ancak büyücülerin Reven’e gelmesi asi elfleri iyice kızdırmıştı…

“İç savaşın çıkması an meselesi.”

Büyücü heyetinin başında deneyimli büyücü Caster vardı…

“Belki de onlara istediklerini vermelisiniz.”

Efla isimli bir elfin başı çektiği bir grup elf sarayın önünde eylem yapıyordu ve Caster’ın eylemcilerin karşısına dikilmesi iyice asi elfleri sinirlendirmişti…

“Buraya niçin geldiğinizi biliyorum. Elf kralına suikast yapmayı planlıyorlar.”

Caster, saraya geri döndüğünde elf kralının saldırısına uğramıştı ve diğer büyücü arkadaşlarının öldürüldüğünü fark etmişti.

“Bana ne oldu böyle?”

“Keşke ben de yanıtını bilseydim.”

“Büyücü Savaşları” devam ediyor…

3. Bölüm “Lydronk”

Gulthar ile Caster, sarayın koridorlarında ilerliyorlardı. Caster, eylemcileri kışkırtan Efla’yı düşünüyordu, onda değişik bir şey vardı. Hatta kızıl elf olduğundan emin gibiydi, ama artık bundan şüphe duyuyordu.

“Onun peşine düşmem gerekebilir, Efla’dan bahsediyorum. Eğer büyücülerin öldürülmesinde rolü varsa bu işin peşini bırakamam.” diye belirtti Caster.

“Bunu yapamazsın, o benim halkımdan biri.” diye acı dolu bir sesle karşılık verdi Gulthar.

“Umalım da halkından biri olsun.” diyebildi sadece Caster.

Altın ve gümüşlerle süslenmiş koridorlar, yüksek elflerin o kadar da ekonomik yönden çökük durumda olmadıklarını düşündürtmüştü bir an için Caster’a ama sonra burasının saray olduğunu hatırlattı kendine, asıl halk ne durumdaydı kim bilir?

“Bu gürültüde uyayamadığım için kusura bakmayın, efendiler. Yüksek elflerin bu kadar misafirperver olduğunu bilseydim yüz yıl önceden saraya yerleşirdim.” diye homurdanarak odasından çıktı o sırada Lydronk.

Lydronk, bir gnomdu. On gün önce Reven’e gelmişti. Aynı zamanda büyücüydü de, ama daha çok illüzyonist denilirdi gnom büyücülerine çünkü yanılsamalar meydana getirmede o kadar ustalaştırmışlardı ki rakiplerini sahte bir gerçekliğe bile hapsedebilecek güçte oldukları bile söylenmekteydi.

“Ah, tanıştırmayı unuttum. Lydronk efendi, Polantes kıtasından gelen bir misafirimiz, gnomlarla diplomatik bir süreçten geçiyoruz da. Lydronk da bir araştırması için, buralara gelmişti ve biz de Reven’de kalması için ısrar ettik.” diye tanıttı Gulthar, gnomu Caster’a.

“Şu Safir Savaşı kahramanlarından biri olan Lydronk ile akrabalığınız var mı?” diye sordu heyecanla birden Caster. Öğrenciyken Lydronk’un ismini hep Lydong diye karıştır dururdu ama tarih derslerinde en çok Safir savaşı ve o dönemin kahramanlarının hikayelerini dinlemeyi severdi. Genelde sınavda bir türlü Lydronk’un adını doğru hatırlayamazdı ama olsun efsanevi büyücü Safiel Persoul’un gnom dostunun arkasından laf edecek değildi ya sonuçta.

“Lydronk’un torununun çocuğuyum ben. Lydronk Iki de diyenler olur ama pek sevdiğim söylenemez bu ismimi bu yüzden Lydronk demenizi tavsiye ederim.” diye yanıt verdi Lydronk soğuk bir sesle.

Pek de sevecen bir gnom değil, diye düşündü Caster. Gnomlar, her durumda barıştan yana, şakacı ve sevgi dolu olarak bilinirlerdi. Bu gnom biraz arada kaynamıştı anlaşılan.

“Gelin, efendi gnom. Asi elfler, bizleri bulmadan saraydan çıkmanın yolunu arıyorduk. Siz de bizimle gelirseniz seviniriz.” dedi Gulthar.

“Büyücü arkadaşlarımı öldüren kişi cezasını bulmadan için rahat etmeyecek ama söyleyeyim.” dedi birden öfkeyle Caster.

“Ben böyle bir şey yapmam.” diye karşılık verdi Gulthar incinmiş bir sesle.

“Sizin yapmadığınızı biliyorum, belki de iradeniz dışında bir şey oldu. Biri size büyü yaptı, olamaz mı?”

“Elf kralı Gulthar’dan bahsediyoruz burada, evlat. Hiç bir büyü, elf kralına zarar veremez.” diye araya girdi Lydronk.

Gnom haklıydı, elf kralı Gulthar Neirre’nin en güçlü büyücülerden biri olarak biliniyordu. O halde gerçekte ne olmuştu? Büyücüleri kim öldürmüştü?

O esnada Efla’nın sesi duyuldu: “Muhabbet ederek zaman kaybetmenizi biraz garip buldum.”

“Seni kızıl elf, ne yaptın büyücü arkadaşlarıma söyle?” diye bağırdı Caster.

“Kaç kere diyeceğim, benim o soysuz elflerle bir ilişkim yok. Elf kralı Gulthar’ı etkin altına almış olabilirsin, ama onu saraydan kaçırmana izin vermeyeceğim. Fikirlerine karşı çıksam da o benim kralım…”

İşte bu garip bir durum, diye düşündü Caster. Efla’ya dikkatle bakarak: “Birisi o zaman büyücü arkadaşlarımı öldürdü, elf kralı Gulthar’a bir şeyler yaptı. Neler olduğunu anlamak istiyorum sadece ben de aynen senin gibi.” diye açıkladı.

Lydronk, elindeki bıçağı Gulthar’ın bacağına dayamasıyla olaylar daha da karışık bir hal almaya başladı: “Siz aranızda sorunları çözerken ben elf kralını kaçırabilirim.”

Caster ile Efla kımıldayamadıklarını fark ettiler, ayakları yere yapışmış gibiydi. Gulthar ise bayılmış gibiydi ve bacağından çekiştiren ufak boylu büyücünün dediklerini aynen yapıyordu. Lydronk: “Beni takip edin, yüce kral.”

Lydronk ile Gulthar uzaklaşırken Caster yavaşça hareket edebildiğini fark etti. Efla’ya dönerek: “Kralı kurtarmamız gerekiyor, sanırım.” dedi zor duyulan bir sesle.

3. Bölümün Sonu


Gelecek bölümde…

Lydronk neden elf kralını kaçırdı?

“O ufak boylunun, kralı kaçırmasına izin veremeyiz.”

Efla hakkında gerçekten de Caster yanılıyor mu?

“Sanırım senden özür dilemem gerekiyor…”

“Büyücü Savaşları” dördüncü bölümüyle çok yakında…

Tags: ,

2
Şub

Kar ve Kan

   Posted by: Walter    in Hikaye

….Kar ve Kan….

“Güven karmaşık bir duygudur, kimi zaman  iyi tutar sizi, kimi zaman kötü, çünkü güvenin yıkılacağı an sizinde yıkılacağınız andır eğer yeterince güçlü değilseniz. Ne yazık ki ben güçlüydüm, en azından o zamanlar…”

 Mehmet Ali Dalkılıç, 

   Ankara  / 2009

 

Bölüm 1- Ressam.                                    29. Aralık 2007 / 09:16
                                                                                     New York

Uzun çift kişilik yatağında, huzursuzca uyandı. Kötü bir şeyler hissediyordu içinde. Garip karmaşık bir rüyaydı, hatırlamak dahi isemiyordu. yanı başında duran dijital saate baktı. Saat 09:16′yı gösteriyordu. Küfrederek hızla ayağa kalktı, biraz başı dönmüştü. gözlerini ovuşturarak komidindeki gözlüğünü aldı ve taktı, dünya daha da netleşti..

Sandalyede asılı duran dün gece ütülediği açık mavi gömleğini hızlıca giydi. Ona uygun koyu mavi beyaz çizgili kravatı hızllı bir el hareketiyle boynunda bağladı. Gömleğinin yakalarını kaldırırken hızla oturma odasına doğru yöneldi.

Ütü masasının üzerindeki ütülü jilet gibi koyu mavi çizgili pantolonu alıp hızla giydi. Ütü masasının bacağına bir tekme atarak katladı ve onu duvara yavaşça dayadı.Etrafa göz attıktan sonra, sehpanın üzerindeki meyve kasesinde duran tek yeşil elmayı alıp sertçe ısırdı. Bir yandan da dışarıdaki gökdelenler arasında yağan kara bakıyordu.

“Tam hayallerindeki noel, lanet karlı bir yılbaşı.” diye homurdandı. ardından Elmayı ısırarak vestiyere doğru ilerledi. Yandaki dolaptan iki tane siyah bot çıkardı, ağır ve hantal olan bu ayakkabıları pek giymeyi sevmezdi, hoş o karı da sevmezdi. Ceketini  portmantodan alarak giydi ve portmantodaki aynaya bakıp kısa saçlarının önünü düzeltti.

Aynada gördüğü adam en az otuzlarını geçmiş gibiydi, gözleri yeşildi. Sert yüz hatları kemik çerçeveli büyük gözlükleri ile pekişiyordu. saçları koyu kumral ve düzdü. Dışarıdan bakan biri normal biri gibi görürdü onu ama o normal biri değildi .Şirket için çalışıyordu.

Vestiyerdeki dolabın üzerine uzandı, Colt marka eski stil standart bir tabanca çıkardı. Şarşörü kontrol etti. On dört kurşun kime yetmezki hele bir tehlike yoksa diye düşündü yüzünde tehlikeli bir sırıtış belirdi tabancayı beline koydu üzerini ceketiyle kapattı. Tekrar portmantoya giderek uzun siyah paltosunu giydi hava soğuk olacaktı ve o soğuğu sevmezdi.

Kapıyı açıp botlarını giydi hızlıca seri hareketlerle bağcıklarını bağladı. Çelik kapısını kapatıp iki kez kitledi ve merdivenlerden inmeye başladı, bugün Yaxley ile işi vardı.Sekizinci katta oturuyordu, Merdivenleri indikten sonra asansörün en son ulaştığı altıncı kata indi ve asansöre bindi. Kimseyle karşılaşmadı, zaten buradaki soğuk selamlamalar onu sinir ediyordu.

Apartmanın kapısına indiğinde arabasına binmedi hava soğuktu ama Yaxley’in atölyesi yakındı ve zemin kattaydı. Ünlü ve tuhaf bir adamdı Yaxley Wezney,ünlü kişilere resimler çizer muazzam paralar alırdı. adamın çizmi iyidi fakat o kadar para etmyeceğini düşünüyordu. Bahse girerim resimlerin içinde bir şeyler saklıyorlardır diye düşündü.

Ama umursamıyordu, Şimdi, Patronun o ressemdan iki resim sipariş vermişti ve o işe gitmeden almayı planlıyordu, belki gecikmesini bu şekilde affettirebilirdi. Karlar yerde yeni tutmaya başlamış ve vıcık vıcık çamur gibiydi. Pantolonun paçalarının çamurlanmamsına dikkat ederek karşıya büyük atölyenin olduğu caddeye gitti. Bu karlı sokaklarda fazla kaldığını düşünerek hem de işini çabuk bitirmek istediğinden içeri hızla girdi.

Kapı arkasındaki çıngırak çaldı ama bakan olmadı. Belki bu manyak adam içerdeki ana atölyesinde bir şeyler çizmeye dalmıştır diye düşündü, ama burnuna tuhaf bir koku geldi, bakır kokusu. Etrafta Yaxley yoktu, çizilmiş birçok tablonun arasından yavaşça atölyeye girdi.Bakır kokusu yavaşça tanıdık kan kokusuna dönüştü. Kanın izlediği yere baktığında Yaxleyin cesedini gördü.

Lanet, Kar ve Kan hiç iyi bir ikili değil diye düşündü. silahını nedense çekmeden içeriye adımını attı Yaxleyi daha net görme olanağı buldu. Yaxley, son çizidiği tablosu ile birlikte cehennemi boylamıştı. Göğsünde üç kurşun vardı, ve parçalanmış tablonun arasından paralar gözüküyordu, yeşil yeşil dolarlar. O sırada sağ tarafında bir hareket sezdi. Hızla ceketini ve pardösüsünü sıyırıp belindeki silahı kavradığında sağ tarafında bir ses duydu

“Güle güle Ivan.” 

ve ardından herşey karardı….

Devam Edecek..

2
Şub

Yazmak Üzerine Notlar – 2

   Posted by: Walter    in Makale

Yazmak Üzerine Notlar -2-

Yazmak, aslında son derece eğlenceli bir iştir…, En azından ben kendi adıma eğleniyorum diyebilirim. Sonuç olarak hikaye – roman türünde yazmak istiyorsanız bunun en zevkli yanı – bence- karakter yaratmaktır. Hikaye kişilerini yaratıp, o kişinin okuyucu üzerinde bıraktığı izlenimi merak ederim hep

Karakterler de önemli den önemsize doğru ayrılırlar ve hepsi yerinde kullanıldığında güzeldir. Bu sıralamayı hocam Prof. Dr. Nurullah Çetin, Roman Çözümleme Yöntemleri kitabında şöyle yapmış…

1. Merkezi Kişi
2. Tip
3. Karakter
4. Yardımcı Kişiler

Bu tipler üzerinde tabii hikaye de bu kadar derinlemesine inilmeyeceğini hepimiz bilmekteyiz. Hikayenizin iyi olabilmesi için Merkezi Kişi ya da baş karakterimizin yönleri iyi oturtulması gerekir. Okuyucunun en azından romanı veya hikayeyi okuduktan sonra o karakteri hatırlayabilecek kadar karakterin iyi yansıtılması gerekir…

Benim kar ve kan adlı hikaye çalışmamdan bir karakter kesiti… Ivan diye tanılan bir adam, ilk başta düzenli ve soğukkanlı olarak tanılıyor. Sonra yavaş yavaş bu adamın gerçek kimliğine iniyoruz. Saplantılı kafasına koyduğunu yapan sabit fikirli acılar çekmiş ve ihanete uğramış, ama kendini düşünebilecek kadar da zeki olduğuna da hikayenin ilerleyen akışlarında görebiliyoruz….

Bir karakterin olaylar karşısında verdiği tepkiler o karakterin okuyucuya iyice sindirilmesini sağlamaktadır mesela. Yani okuyucu bu ne değişik bir adamdır böyle, falan diyerek, karakterin ne yapacağını merak edecektir. En önemlisi okuyucu ilginç ve farklı karakterleri sever…

Bu tip karakterleri nasıl ortaya çıkarabilirim diyorsanız eğer etrafınıza bakmanızı öneririm. Yaşadığınız ortamdaki insanları inceleyen tiplerini davranışlarını arkadaşlarınızı inceleyin, kitaplardaki tiplere, ve dizilerdeki tiplere ve bunların nasıl yansıtıldığına dikkat edelim… Yaşadığınız ortamda size ilham verecek birsürü karakter bulabilirsiniz… Hikaye ve romanın oluşumu hayatın içinden geçer unutmayın…

Yani karakterin belirgin bir noktası baskın olmalıdır. Mesela alaycıdır, ya da çok ciddi ve umursamaz, ya da sert ve melankolik de olabilir. Bunu iyi yansıtabilmek önemlidir. Bunu karakterlerle oluşan diyaloglarda veya davranışlarını betimleme şeklinde aktarılabilir. Bence diyalog bir karakteri açıklayabilecek en iyi şey olduğuna inancım sürmekte. Bunu bir örnekle açıklamak en iyisi sanırım

Greece hafifçe geriye çekildi önce. Sonra Robin’e sertçe saydamsı gözlerle baktıktan sonra arkasını döndü. “Buna izin veremem Dünyanın Umudu, dünya bir dengenin içinde dönmeli. Kimse bunu bozmamalı.”

Robin pelerinini sertçe geriye çekti. “Sen onların bekçisin sahibi değil. Bunu unutma Ölülerin Bekçisi. Bilekliğin hizmetinde yargılandın. Hükmün böyle verildi.”

“Bilekliğin olması başlı başına bir hataydı, bunu biliyorsun. Her ne kadar uzun yaşamış olsan da Dünyanın Umudu, ben senden yaşlıyım ne yazık ki.” dedi Greece yorgunlukla, omuzları çökerek bir taşa oturdu. “Ayrıca ölüler üzerinde hak iddia etseydim şu an bütün dünya benim olurdu ve tarafsızca yönetilirdi.”

“ve bu da senin tarafsızlığını bozmuş olurdu Ölülerin Bekçisi.” diye devam etti Robin

Bu diyalogda gördüğümüz iki adamı ele alalım. Bu diyalog tek taraflıdır, Greece ‘e yönelmiştir, çünkü o bir şey istemekte ve karşısındaki kişi ( Robin ) bunun olmayacağını anlatmaktadır. Greece’in dengeyi tuttuğunu gücün kullanılmamasını, bunu kullanmanın doğanın düzenini bozacağını anlatmaktadır. Diğeri ise bunun anlamsız olacağını düşünmektedir. Çünkü tarafsızlık Robin’e göre oluşması zor bir kavramdır.

Burada gösterilen karakterleri az çok tanıdık. Tabi bir diyalogda karakterin bir yönünü vurgularken bir yandan da öyküye akıcılık kazandırırsınız. İyi yazılmış bir diyalogu okuyucuların her zaman ilgisini çeker ve akılda kalır.

Tiplere önem vermek gerekir, hikayede geçen en ufak bir tipi ilerleyen zamanlarda kullanabileceğiniz bir koz olarak düşünün. Bazen uğraşıp, tasvir ettiğiniz tipler hikayeye yön verebilir hatta, bir ölçütte değiştirebilir. Hatta ve hatta Hikayenin okunmasını bile sağlayabilir. Örneğin bu roman karakterlerim, çok ilgi çekmiştir.

Bir diyolog olarak düşünürsek.

“Ben hikaye anlatmaktan falan anlatmam.” Dedi Braiyn kendisine öyle ters ters bakılmasından bozulmuştu. “Şu soysuz otçu bilir hikaye anlatmasını, kızları öyle tavlar pezevenk.”

“Hikaye anlatmak da, kız tavlamak da bir sanattır. İkisi birlikte olursa işte bu şaheserdir ” dedi March gülümseyerek, barikedosundan çıkan dumanı havaya savururdu. “Bunu senin anlamanı beklemiyorum zaten, Bence sen ağaçlar arasında yaşamalısın hani odunsun ya o bakımdan.”

Braiyn kıpkırmızı bir halde ayağa fırladı. “Seni küçük sarı saman balyası, seni doğduğuna piş-”

Bu eğlenceli bir diyalogtur, tipleri sadece öyküdeki gidişat ya da kurgu yönünde değilde, hayatlarındaki günlük konuşmalarda yazıya aktarılırsa, yukarıdaki gibi hem içten hemde eğlenceli, yani karton değil gerçek karakter yaratmış oluruz…

devam edebilir….

2
Şub

Ölümcül Sır 1

   Posted by: Illyra    in Hikaye

“Bu hikayedeki olay, kişi ve örgütler hayal ürünü olup, gerçek olay, kişi ve eğer varsa örgütlerle benzerliği tamamen tesadüfe dayanmaktadır.” Read the rest of this entry »

1
Şub

Büyücü Savaşları – 2

   Posted by: catboy    in Hikaye

“Büyücü Savaşları”nın geçen bölümünde…

Elf kralı Gulthar, iç savaşın çıkmasına engel olması için büyücülerden yardım istemişti, ancak büyücülerin Reven’e gelmesi asi elfleri iyice kızdırmıştı…

“İç savaşın çıkması an meselesi.”

Büyücü heyetinin başında deneyimli büyücü Caster vardı…

“Belki de onlara istediklerini vermelisiniz.”

“Nasıl yani, onların kızıl elflerin yanına mı gitmelerine izin vereyim? Elflerin tarihlerini unuttunuz sanırım. Onlar hain elflerdir, damarlarında hırs ve öfkeden başka bir şey akmaz.”

Elflerin eyleminin uzaması üzerine Caster, artık bir şeyler yapılması gerektiğini düşünüyordu…

“En azından bizim olaya müdahale etmemize izin verin.”

“Ne yapmayı düşünüyorsunuz ki?”

“Büyücü Savaşları” devam ediyor…

2. bölüm “Efla”

Caster eylemci elflerin karşısına çıktığında elfler şaşkınlıklarını gizleyemediler. Elf kralı Gulthar yerine bir insan büyücü mü onlarla ilgilenmeye gelmişti?

“Sanırım yirmi yılda inşa ettiğiniz şu güzelim sarayı taşlamanız pek mantıklı değil.” diye söze başladı Caster.

Asi elflerin lideri öne çıktı: “Sen kim oluyorsun da elf kralı ile halkının arasına giriyorsun?”

Caster, konuşan elfi süzdüğünde onda garip bir şey fark etti. Bir büyü kalkanı ile çeviriydi, Caster ona yoğunlaştığında zihnini okuyamadığını anladı. Karşısındaki elf sıradan bir elften daha fazla büyüye hakimdi, pek de siyasete yönelmiş bir elften beklenmeyecek kadar fazla hem de.

Yüksek elflerde büyücüler, kralın danışmanları olarak atanan bir kaç seçkin elften oluşurdu. Bir de rahip ve rahibelerin bir kısmı lanet kırma ve iyileştirme büyülerinde uzmanlaşmışlardı. Ama karşısında dikilen elf zihin üzerine odaklı büyülerde uzmanlaşmış gibiydi, daha çok karşısındakinin algısıyla oynayan büyülerdi bunlar.

“Elfleri kışkırtan sen misin?” diye sordu Caster.

“Ben sadece gerçekleri dile getirdim, bana inananlar da peşimden geldiler. Siz büyücüler, biz elfleri köle yapmak istiyorsunuz.” diye karşılık verdi elf.

“Bunu burada yaşayan bir elfin demiş olmasını anlarım, ama sen buraya ait değilsin. Doğru tahmin ettim değil mi?”

“Bu ne cüret? Ben bir yüksek elfim, bu topraklarda doğdum.”

Caster gülmeye başladı. Her şey anlaşılmıştı. Elfe bakarak: “Siz kızıl elfleri tanımak çok kolaylaştı iyice, bu öfke ve kibriniz sizi ele veriyor.” dedi.

Etrafındaki elfler bunun üzerine geri çekildi. Ama eylemcilere liderlik eden elf, büyücünün ona “kızıl elf” yakıştırması yapmasından çok rahatsız olmuştu, hatta bunu bir aşağılama olarak gördüğü yüzünden okunuyordu. Caster ise elfin diyeceği lafı bekliyordu.

“Kızıl elf olsam bile, dediklerimin doğrululuğunu etkilemezdi. Ama beni herkes tanır. Benim adım Efla, burada doğdum ve gerekirse burada da öleceğim.” diye karşılık verdi Efla.

“Burada Efla diye biri yaşamış olabilir, ama bu onu öldürüp yerine geçtiğin gerçeğini değiştirmiyor.” dedi sakince Caster.

Efla bu sefer öfkeyle büyücüye baktı ve: “Bu kadarı yeter, buraya niçin geldiğinizi biliyorum.” dedi. Sonra etrafına: “Elf kralına suikast yapmayı planlıyorlar.” diye kışkırttı.

Caster bu söz üzerine kralı yalnız bırakmaması gerektiğini anladı ve saraya girdi. Gulthar, toplantı odasında Caster’ın eylemcileri sakinleştirmesini bekliyordu. Büyücünün aniden geri dönmesine şaşırmıştı.

“Diğer büyücüler nereye kayboldular?” diye sordu Caster, krala.

“Bilmiyorum, peşinizden gittiler bir süre sonra.” diye yanıt verdi Gulthar.

Caster, etrafa baktı ama büyücüler yoktu ortada. Sonra arkasını döndüğünde Gulthar’ın elinde bir bıçakla ona yaklaştığını döndü. Caster: “Napıyorsunuz?” diye bağırsa da geç kalmıştı, kral ilk saldırısını gerçekleştirdi ama Caster son anda geri kaçabildi.

Caster, kralın elindeki bıçağa yoğunlaştı ve bıçak kralın elinden düştü. Caster: “Size ne oldu böyle?” diye bağırdı ve o anda yerdeki kanları fark etti. Büyücü arkadaşlarının öldürüldüğü gerçeğini acı bir şekilde anladı.

O esnada Efla odaya girdi ve: “Bakınız, büyücü bizim kralımıza saldırıyor.” diye bağırdı arkasından saraya giren asi elflere.

Caster, Efla’yı ve odaya giren diğer asi elfleri tek bir bakışıyla geriye savurdu ve kapıyı kapattı. O sırada kral başını tutarak: “Bana ne oldu böyle?” diye sordu Caster’a.

“Keşke ben de yanıtını bilseydim.” diye karşılık verdi Caster. Krala biri bir büyü yapmıştı belli ki, hatta büyücü arkadaşlarını kralın kendisi bile öldürmüş olabilirdi.

Aklında bir sürü soru vardı. Kralın öyle davranmasına nasıl bir büyü neden olmuştu? Bunun eylemci elfler ve onların lideri Efla ile bir ilgisi var mıydı? Peki, diğer büyücü arkadaşları nasıl olmuştu da kendilerini koruyamamışlar ve ölmüşlerdi?

“Reven’den kaçmamız gerekiyor. Yoksa başımız büyük bir belaya girecek. Sizin büyücü dostlarımla benim de elflerle…” dedi kesin bir dille Caster.

2. Bölümün Sonu


Gelecek bölümde…

Efla bir kızıl elf mi?

“Onun peşine düşmem gerekebilir.”

“Bunu yapamazsın, o benim halkımdan biri.”

Büyücüleri, elf kralı mı öldürdü?

“Ben böyle bir şey yapmam.”

“Belki de sizin iradeniz dışında bir şey oldu.”

“Büyücü Savaşları” üçüncü bölümüyle çok yakında…

Tags: ,